<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mesutkarakoc.com &#124; hayatımdan kısa kesitler... &#187; Projelerim</title>
	<atom:link href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/category/projeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog</link>
	<description>Okuduklarım, Yazdıklarım, İzlediklerim, Dinlediklerim, Yaptıklarım ve daha nicesi...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Feb 2012 21:08:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Demokratik Sistemler</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/demokratik-sistemler.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/demokratik-sistemler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 01:11:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[başkanlık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[parlamenter sistem]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede sistem tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[yarı başkanlık sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/blog/?p=778</guid>
		<description><![CDATA[Bir ülkenin, siyasal sistemi ile hükümet sistemi birbirinden farklı kavramlara karşılık gelir. “Siyasal sistem ile kastımız düzenin dayanağı temel ilke, kurallar ve meşruiyet dayanaklarıdır. Hükümet sistemi ise, devlet iktidarının örgütlenme ve işleme biçimini gösterir ve genellikle ülkenin geleneklerine, sosyo ekonomik ve kültürel şartlarına göre değişir. Demokratik sistemleri bugün üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; Parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır.

PARLAMENTER SİSTEM
            Batı dillerinde kullanılan Latince köken­li &#8220;parlamento&#8221; kelimesi, Türkçe’deki &#8220;meclis&#8221; ve &#8220;divan&#8221; kelimelerinin karşılığı­dır ve bir konuda karara varmak üzere gö­rüşme yapan kurul anlamına gelmektedir. Hukuk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft  wp-image-783" title="demokratik_sistemler" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2011/12/demokratik_sistemler-300x225.jpg" alt="demokratik sistemler 300x225 Demokratik Sistemler" width="240" height="180" />Bir ülkenin, siyasal sistemi ile hükümet sistemi birbirinden farklı kavramlara karşılık gelir. “Siyasal sistem ile kastımız düzenin dayanağı temel ilke, kurallar ve meşruiyet dayanaklarıdır. Hükümet sistemi ise, devlet iktidarının örgütlenme ve işleme biçimini gösterir ve genellikle ülkenin geleneklerine, sosyo ekonomik ve kültürel şartlarına göre değişir. Demokratik sistemleri bugün üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; Parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">PARLAMENTER SİSTEM</h2>
<p style="text-align: justify;">            Batı dillerinde kullanılan Latince köken­li &#8220;parlamento&#8221; kelimesi, Türkçe’deki &#8220;meclis&#8221; ve &#8220;divan&#8221; kelimelerinin karşılığı­dır ve bir konuda karara varmak üzere gö­rüşme yapan kurul anlamına gelmektedir. Hukuk ve siyasi bilimlerde ise parlamento, &#8220;halkı temsil etmek üzere, halk tarafından seçilen üyelerden meydana gelen, kanun yapan ve devletin önemli işlerine karar ve­ren siyasi kurul&#8221; demektir. Buna göre, dev­let yönetiminde görev alan bir kurulun par­lamento olabilmesi için, halk tarafından se­çilmiş olması, kanun yapma ve önemli siya­si kararlar alma yetkisinin bulunması ge­rekmektedir. Devlet işlerinin görüşül­düğü her kurul parlamento olmadığı gibi, parlamentosu bulunan her ülkenin hükümet şekli de &#8220;parlamenter sistem&#8221; değildir. Temsili demokrasiyi benimseyen her ülke­de bir parlamento vardır. Fakat bu ülkelerin hükümet şekilleri, &#8220;parlamenter hükümet&#8221; olabileceği gibi, &#8220;başkanlık hükümeti&#8221; ve­ya &#8220;meclis hükümeti&#8221; de olabilir. Bu neden­le, temsili demokrasiyi benimseyen her ül­kenin bir parlamentosu vardır, fakat parla­mentosu olan her devletin hükümet şekli &#8220;parlamenter sistem&#8221; olmayabilir.<span id="more-778"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter sistemde kilit organ parlamentodur. Yürütme işlemi iki ayrı organ tarafından yerine getirilir. Yürütme yetkisi devlet başkanı ve bakanlar kurulu arasında bölünmüştür. Bu bağlamda devletin ve hükümetin başı farklı isimlerdir. Parlamenter sistem, hem monarşilerde hem de cumhuriyetlerde görülebilir, devlet başkanı rejimin türüne göre farklı adlar alır. Meselâ monarşilerde devlet başkanı kral ya da prens iken, cumhuriyet rejiminde cumhurbaşkanıdır. Parlamenter sistemlerde devlet başkanının rolü genelde semboliktir. Ülkenin siyasi rejimine göre devlet başkanı ya veraset yoluyla belirlenir ya da seçimle işbaşına gelir. Devlet başkanının seçimle işbaşına geldiği rejimlerde seçimi yapan organ genellikle parlamento olmaktadır. Yürütme işlevi, esas itibariyle, hükümet başkanı ve bakanlar kurulu aracılığı ile yerine getirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter sistemin gerekli şartlarından birisi, başbakanın meclis içerisinden çıkmasıdır. Parlamentonun ülke üzerindeki ağırlığı ilk bu noktada ortaya çıkar. Yürütmenin fiilî başı, parlamentonun güvenine ve desteğine sahip, kendi içinden birisi olacaktır. Türkiye’de görüldüğü üzere bakanların meclis üyesi olma şartı bulunmamasına rağmen dünyanın her yerinde bakanların çoğunluğunu meclis üyeleri oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter sistemleri, yumuşak bir kuvvetler ayrılığı anlayışına sahiptir. Yasama ve yürütme organlarının arasında işbirliği mekanizmaları bulunmaktadır. Bununu yanı sıra karşılıklı bir bağımlılıkta söz konusudur. Yürütme organı, çalışmaya başlayabilmek için yasamanın vereceği güvenoyuna ihtiyaç duyar. Görevini sürdürürken de parlamentodan gelecek güvensizlik karıyla düşürülebilir. Bununla birlikte cumhurbaşkanı da belirli şartlar oluştuğunda meclisi feshedebilme yetkisi taşır. Devletin iki temel gücünü temsil eden organlar, çalışmalarında uyum içerisinde hareket etme zorunluluğundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter sistemlerde devlet başkanı siyasî olarak sorumsuzdur. Bu nedenle görev süreci boyunca hiçbir merci tarafından görevden alınamaz.  Buna karşılık görevleri semboliktir. Asıl siyasi sorumluluk yürütmenin gerçek anlamdaki başı olan başbakana aittir. Bakanlar kuruluda parlamentoya karşı sorumludur. Bunun sonucu olarak hükümetin meclis tarafından kendisine güven duyulduğu sürece görevde kalacağı anlaşılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tek ya da çift meclis bulunabilir. Meclis sayısı daha çok ülkenin gelenekleriyle ilgilidir, sistemin niteliklerini çok fazla etkilemez. İngiltere çift meclisli ülkelerin en önemlisidir. Lordlar Kamarası ve Avam Kamarası adında iki meclise sahiptir. İtalya Almanya ve Türkiye’de ise tek milli meclis vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar yürütme ve yasama güçleri kuramsal açıdan birbirlerinden ayrılmış gibi görünseler de uygulamada bunların arasında büyük bir işbirliği olduğu görülmektedir. Meselâ hükümet, parlamentoda çoğunluğa sahip parti veya partiler tarafından kurulmaktadır. Dolayısıyla seçimlerden galip çıkan bir partinin hem de yürütme gücünü eline geçirme imkânı bulmaktadır. Böylece yasama ve yürütme güçleri birleşebilmekte; meclisin yürütme organı üzerindeki denetim yetkisi anlamını yitirmektedir.  Bu durum parlamenter sistemin en önemli sakıncasıdır. Yüksek bir oy oranı elde ederek koalisyona ihtiyaç duymadan hükümet kurma şansı yakalayan siyasî iktidarın meclis çoğunluğunun da arkasında olması nedeniyle keyfi uygulamalara gidilebileceği savunulur. Ancak ülkede sivil toplum bilincinin güçlü olmasının getireceği toplumsal kontrol, bu tür keyfi davranışların önünü kesebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h3 style="text-align: justify;">Türkiye’de Parlamenter Sistemin Tarihçesi</h3>
<p style="text-align: justify;">1921 Anayasası, 1923 yılında yapılan değişikliklere kadar yasamanın üstünlüğü ilkesinin benimsendiği katı bir güçler birliği sistemine dayanır. Çok kısa bir süre yürürlükte kalan bu anayasayla meclis hükümeti sistemi benimsenmiştir. Anayasanın ‘ yürütme erki ve yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde bulunur ve toplanır’ diyen 2. maddesi ile parlamenter meşruiyet ilkesi getirilmiş ve bunu ‘Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti Büyük Millet Meclisi hükümeti ünvanını taşır’ diyen 3. maddeyle açarak, yasamanın üstünlüğü ilkesinin katı uygulaması olan meclis hükümeti sistemi kurulmuştur.Anayasanın 8. maddesi ile de, hükümetin bölündüğü dairelerin meclisin kendi seçeceği vekiller aracılığıyla yönetileceğini belirterek meclis iradesini millet iradesi saymıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1921 Anayasası yasama-yürütme yetkilerini mecliste toplaması, egemenliği kayıtsız şartsız millete vermesi ve bakanlara istediği gibi yön verebilmesi ve buna karşılık bakanlar kuruluna meclise karşı kullanabileceği paralel bir yetki tanımamış olması nedeniyle meclis hükümeti sistemini yaratmıştır. Ayrıca 1921 anayasasında devlet başkanlığı müessesesi de yoktur. Her ne kadar bu anayasa ile yürütme görevi icra vekillerine bırakılmışsa da vekillerin görevi meclisin aldığı kararı uygulamaktan ibarettir. İcra vekilleri heyetinin tabii başkanı olan meclis başkanının devlet başkanı ya da başbakan gibi ünvanları yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">1921 anayasası, 1923 yılında yapılan değişikliklerle parlamenter sisteme doğru kaymıştır. Devletin şekli cumhuriyettir denmiş ve cumhurbaşkanının seçimi hükme bağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1924 anayasası meclis hükümeti sistemini kabul etmiş olmasına rağmen bazı parlamenter sistem hükümlerine de yer vermektedir. Anayasanın TBMM’nin millet adına egemenlik hakkını kullanması (md. 4), yasama ve yürütme erkinin Büyük millet meclisinde toplandığını belirtmesi (md 5) ve meclisin hükümeti her vakit denetleyip, düşürebilmesi, yürütmenin yasamayı fesih yetkisinin olmaması hükümleri meclis hükümeti sistemini benimsediğinin göstergesidir. Ancak 6. maddede TBMM’nin yasama yetkisini doğrudan doğruya kullandığını belirtmesine rağmen 7. maddede ‘yürütme yetkisini cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu eliyle kullanır’ hükmüne yer vermesi anayasanın parlamenter hükümet sistemi prensiplerine de yaklaştığını ortaya koyar.</p>
<p style="text-align: justify;">1921’de olduğu gibi meclisin ağırlığı yine kendini hissettirmektedir. Kuvvetler birliği ilkesi kabul edilmiş olduğundan yasama, yürütme ve yargı fonksiyonları tam olarak birbirinden ayrılmamıştır. Anayasayı meclis hükümeti sistemine yaklaştıran bu hükümlere rağmen uygulamada Türkiye’de tek parti döneminin sonuna kadar devlet başkanının egemen olduğu ve yürütmenin yasamaya göre daha etkin olduğu bir dönem yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1961 Anayasası ise ‘Westminister tipi’ bir parlamenter hükümet sistemi öngörmüş, yargı bağımsızlığını güvence altına alıcı düzenlemelere yer vermiş ve devlet sisteminin temel unsurlarından olmak üzere MGK ve Anayasa mahkemesini kurmuştur. Anayasa yasama, yürütme ve yargı güçlerini farklı organlara vererek parlamenter hükümet sistemini benimsemiştir. Yürütme yetkisi parlamentonun seçtiği bir devlet başkanı ile başbakan ve bakanlar kurulu arasında paylaştırılmış ve yasama ve yürütme organlarının her ikisine de birbirlerini frenleyecek yetkiler vererek tam bir parlamenter sistem yaratılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1961 Anayasası, 1924 anayasasından farklı olarak yasama, yürütme ve yargı güçlerini farklı organlara vererek ve cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve sorumsuzluğu konusunda getirdiği hükümlerle gerçek bir parlamenter sistem yaratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu anayasanın yürütmeyi güçsüzleştirdiği iddiaları ortaya atılmış ve 1961 anayasasının bu eksiğini telafi eden, güçlü bir yürütme oluşturulmaya çalışılırken olağanüstü yetkilerle donatılmış bir cumhurbaşkanının yaratıldığı 1982 anayasası hazırlanmıştır. 1982 Anayasası hükümet sistemi olarak parlamenter sistemi benimsemiş, parlamenter sistemin gereği olan yürütmenin yasamadan bağımsız ve ayrı olması ilkesini getirmiş, cumhurbaşkanının yetkilerini arttırarak güçlü bir yürütme oluşturmaya çalışmıştır. Böylece ortaya 1961 anayasasındaki temsili ve sorumsuz cumhurbaşkanının yerine olağanüstü yetkilerle donatılmış ve sorumsuz bir cumhurbaşkanı çıkmıştır. Bu bakımdan 1982 anayasasının  yarı- başkanlık sistemine daha yakın olduğu iddia edilmiştir. Ancak anayasa Yarı-Başkanlık sisteminden farklı olarak, cumhurbaşkanının halk tarafından değil, parlamento(meclis) tarafından seçilmesini öngörmüştür. Son seçim hariç. Dolayısıyla anayasanın oluşturduğu sistemi yarı-başkanlık sistemi olarak nitelemek yanlıştır. 1982 Anayasanın birçok hükmü parlamenter sistem yapısına uygundur. Anayasaya göre yürütme organı, yasama organı önünde sorumludur.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Türkiye’de Parlamenter Sisteme Yapılan Eleştiriler ve Yeni Model Önerileri</h3>
<p style="text-align: justify;">Sistem değişikliğini savunanlara göre Türkiye’de parlamenter sistemin en önemli sorunu, hükümet istikrarsızlıklarına dolayısıyla siyasal istikrarsızlığa çözüm bulamamasıdır. Hükümet istikrarsızlığının en önemli nedeni de yürütmenin güçsüzlüğüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de parlamenter sistemin bir diğer sorunu parlamentonun etkin ve verimli çalışmamasıdır. Bir daha seçilmek umudu ve kaygısıyla hareket eden parlamenterlerin, tek tek kendi destekçilerinin sorunlarına çözüm üretme yoluna gitmeleri ve genel çözümler üretmeye vakit bulamamalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de parlamenter sistemle uyum göstermeyen bir diğer durum, cumhurbaşkanının yetkilerinin fazlalığıdır. Cumhurbaşkanı parlamenter sistemlerde olması gereken sembolik yetkilerin ötesinde geniş yetkilere sahiptir ve sorumsuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de sistemle ilgili ve en az onun kadar tartışılan bir diğer konu seçim sistemidir. 1960 yılına kadar Türkiye, istikrar ilkesinin ön planda tutulduğu çoğunluk sistemini uygulamış ve sakıncalarını yaşamıştır. 1961 sonrasında ise; nispi temsil sistemini denemiş ve zaman zaman hükümet bunalımlarıyla karşılaşmıştır. Bu yüzden hem istikrar hem de adalet unsurlarını bir araya getiren seçim sistemi arayışları başlamıştır. Türkiye’de seçim sistemi özellikle % 10 ülke barajı gibi nispi seçim sisteminin uygulandığı hiçbir ülkede görülmeyen bir engelle karşı karşıyadır. Bunun makul bir düzeye indirilmesi zorunluluğu vardır. Türkiye en büyük sorunlarından biri olan hükümet istikrarsızlıklarını ortadan kaldırmak için istikrar ayağı ağır basan bir seçim sistemini tercih etmelidir. Türkiye için bu anlamda önerilen en uygun sistem iki turlu çoğunluk sistemidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak ve sistemin tıkanmasını önleyecek çeşitli çözümlerden bazıları şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan birincisi; mevcut parlamenter sistemi işlerlik kazandıracak ve sistemin kendi yapısından kaynaklanan gereksiz kilitlenmeleri önleyecek, anayasal düzenlemelerle gerçekleştirilecek parlamentarizmin rasyonelleştirilmesidir. 1982 Anayasasında bunu sağlamaya yönelik hükümler vardır. Cumhurbaşkanına meclis seçimlerini yenileme yetkisinin tanınması, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylamaların sayısının belirtilmesi, oyların muhtelif adaylar arasında bölünmesini önlemek üzere dördüncü tura sadece üçüncü turda en az oy alan iki adayın katılımına olanak tanınması, meclis başkanlığının seçimini düzenleyen hüküm, hükümetin kuruluşunu kolaylaştıran kuruluş safhasında yapılan güven oylamalarında basit çoğunluk aranması ve düşürülmesini zorlaştıran düşürülmesi sonucunu yaratan güven oylamasında nitelikli çoğunluk kuralını getirmesi bunlardan bazılarıdır. 1982 Anayasasının parlamenter sistemi rasyonelleştirmeye yönelik diğer düzenlemeleri; gensoru için, bir bakanın veya başbakanın Yüce Divan’a sevki için ve görevde bulunan bir hükümet hakkında güven oylaması için üye tam sayısının salt çoğunluğunu aramasıdır. Bunlar hep hükümetin düşürülmesini zorlaştırmaya yönelik hükümlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak bir diğer yöntem yapıcı güvensizlik oylamasıdır. Almanya ve İspanya anayasalarında yer verilen bu kural, parlamenter sistemde bir hükümetin ancak yeni başbakanın seçilmesiyle düşürülebilmesidir. Yani düşürülen başbakan kendisinden sonraki başbakanı seçer, cumhurbaşkanı başbakanı azledip, seçilen kişiyi başbakan olarak atar. Güvensizlik oyu parlamentonun en az onda biri tarafından imzalanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla kabul edilir. Yani yeni bir hükümet alternatifi yaratmadan, mevcut hükümetin düşürülmesi önlenir. Ancak yeni bir hükümet alternatifinin yaratılamadığı ve mevcut hükümetin de demokrasiye uygun olmayan hareketler içine girdiği ve mutlaka düşürülmesi gerektiği durumlarda ne yapılacağı belirsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">  Parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak bir diğer düzenleme de; devlet bakanlığı ile parlamento üyeliğinin aynı kişide birleşmemesinin sağlanmasıdır. Gensoru önergesi verilirken bazı vekillerin, yeni kabinede bakanlık görevi almak için bunu yaptıkları görülmektedir. Hem parlamenter sistemlerde, hem başkanlık ve yarı-başkanlık sistemlerinde görülen bu uygulamayla bakanlar milletvekili olamadıkları için seçmenlerin baskısından ya da yeniden seçilebilme endişesinden uzak duracaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">BAŞKANLIK SİSTEMİ</h2>
<p style="text-align: justify;">Başkanlık sisteminin yaratıcısı Amerika’dır. Bu sistem ilk olarak Amerika anayasasında şekillenmiştir. Bu sistemin yapılma amacı zamanın şartlarına uygun olarak ulusal birliğin sağlanmasını hızlandırmak için güçlü bir yürütme organı ihtiyaçını karşılamaktır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sisteminin Özellikleri</h3>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Başkanlık sisteminin en belirgin özelliği yürütmenin başı olan başkanın doğrudan halk tarafından seçilmesi ve görevini yürütmek için parlamentonun güvenoyuna ihtiyaç duymamasıdır.</li>
<li>Başkanlık sisteminde yasama ve yürütme erkleri arasında katı bir ayrım söz konusudur. Başkan gerek seçilme döneminde gerekse görevini sürdürürken parlamentonun güvenoyuna ihtiyaç duymaz veya parlamentonun güvensizlik oyuyla iş başından uzaklaştırılamaz. Bununla birlikt başkan da yasama organını feshedemez yada onun görev süresini kısaltamaz.</li>
<li>Sabit bir başkanlık süresi vardır. Seçimler planlanmış tarihlerde yapılır. Güvensizlik oyu ile hükümet düşürülüp erken seçimler düzenlenemez. Bazı ülkelerde devlet başkanının kanunları ihlal ettiği durumlarda &#8220;Impeachment&#8221; denilen meclis soruşturmasıyla erken seçimlere gidilmesi şeklinde istisnalar vardır.</li>
<li>Devlet başkanı yasa önermez fakat yasama organının (parlamento) yaptığı yasaları veto etmek hakkına sahiptir. Buna rağmen yasama organından nitelikli bir çoğunluk bu vetoyu iptal edebilir.</li>
</ul>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sisteminin Yararları</h3>
<p style="text-align: justify;"><strong>İstikrarlı Yönetim:</strong> Bu yarar başkanın sabit görev süresine sahip olmasından kaynaklanır. Bu sistemde başkan parlamentonun güvensizlik oyuyla düşürülüp değiştirilmediğinden başkan görev sonuna kadar iktidarını korur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Güçlü Yönetim: </strong>Yürütme gücü bir tek kişinin elinde toplandığı için devlet daha iyi yönetilir. Böylece oluşacak güçlü icra güçlü devleti doğuracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sistemin güçlü yürütme sağlayacağı bazı sebeplere dayandırılmıştır. Bunlar; başkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, başkanın yürütmeye tek başına hakim olması ve sabit bir görev süresi olup yasama organı tarafından görevden alınmamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Demokrasi: </strong>Bu yarar savunulurken iki noktaya dikkat çekilir. Bunlardan birisi başkan ve parlamentonun ayrı ayrı seçimlerle doğrudan halk tarafından seçilmesidir. Diğeri ise organların birbirlerinin güvenoyuna ihtiyaç duymamalarıdır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sisteminin Sakıncaları</h3>
<p style="text-align: justify;"><strong>Esneklik Olmaması: </strong>Başkanlık sisteminin siyasi süreci katılaştırdığı görüşü oldukça yaygındır. Çünkü başkanın ve yasama organlarının görev sürelerinin sabit olması sistemi esnek olmaktan çıkarmıştır. Bu durum bazı kötü sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin halk gözünde inanırlığını kaybetmiş ya da parlamentoda ciddi bir çoğunluğa sahip muhalefetle karşı karşıya kalmış bir başkan yasama programını uygulamakta büyük zorluklarla karşılaşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yasama ve Yürütme Organlarının Ayrı Ayrı Meşruiyet İddiaları: </strong>Bu sistem hem yürütme hem yasama organlarına ayrı ayrı meşruiyet iddiasında bulunma imkanı vermektedir. Buna “ikili demokratik meşruiyet durumu” da denir. Bu iki organ arasında bir uyuşmazlık olduğunda her ikisi de meşruiyetlerini halka dayandığını ifade etmektedirler. Bunun sonucunda uyuşmalığın şiddetlenmesi ve sistemin kilitlenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sıfır Toplamlı Oyun Teorisi İlkesi:</strong> Buna göre seçimi kazanan başkan adayı her şeyi kazanır, kaybeden ise her şeyi kaybeder. Bu sistemde “ya hep, ya hiç” kuralı söz konusudur.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sisteminde Parti</h3>
<p style="text-align: justify;">Başkanlık sistemindeki parti anlayışı parlamenter sistemden oldukça farklıdır. Başkanlık sistemindeki partiler, birbirlerinin yerine gelebilen iki ana partinin, ideoloji  ve parti disiplini eksikliğinin olduğu partilerdir. Çift partili sistem söz konusu olduğundan iktidar iki ana parti arasında el değiştirmektedir. Ancak parlamenter sistemde de var olabilen iki partili sistemin katılığı parlamenter sistem de mevcut değildir. Başkanlık sistemindeki partilerin merkeziyetçi olmamaları, ideolojiye dayanmamaları ve disiplinsiz olmaları nedeniyle yürütme kendini fazla yıpratmadan iş görebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti disiplinin olmayışı lobicilik faaliyetlerini de beraberinde getirmiştir. Lobiciliğin en temel öğesi bir Kongre üyesini kendi lehine çevirip, sizin istediğiniz yönde oy vermesini sağlamaktır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sistemi ve Türkiye</h3>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde başkanlık sistemini isteyen kesimler zaman zaman bunu dile getirmişlerdir. Türkiye için başkanlık sisteminin uygun olabileceğini ilk kez Turgut Özal dile getirmiştir. Recep Tayyip Erdoğan da bu sisteme geçilebileceğini özellikle 2003’ den beri dile getirmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye 2007’ye Anayasa değişikliğine kadar parlamenter sistemle yönetilen bir hükümet sistemi olduğu açıktı. Fakat 2007 değişikliğinden sonra Türkiye’nin yarı başkanlık sistemine geçtiği yönünde görüşler açıklanmıştır. Bu konuda tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bazı kesimler de bu değişikliğin başkanlık sistemine geçiş süreci olduğunu savunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de başkanlık sisteminin uygulanmasını uygun gören ve aksini ileri süren görüşler mevcuttur.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sistemini Savunanların Dayandığı Unsurlar</h3>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyasi istikrar isteği:</strong> Kısa sürelerle görevde kalan hükümetler ülke sorunlarını çözememektedir. Özellikle koalisyon hükümetleri süre açısından istikrarın bozulmasına yol açmaktadır. Ayrıca seçim korkusuyla hiç kimse plan ve projelerini uygulayamamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hızlı gelişme için güçlü icra gereği:</strong> Dünyanın gelişme hızına uyabilmemiz, toplumun artan gereksinimlerini karşılayabilmemiz için icranın güçlendirilmesi gerekmektedir. Başkanlık sistemi özellikle icrayı güçlü kılar ve icraattan sorumlu olanı net bir biçimde ortaya koyar. Kriz dönemlerinde, acil durumlarda hızlı ve etkin bir müdahale, güçlü bir icra ile sağlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tarihsel geçmişimiz başkanlık sistemine uygun olması:</strong> Cumhuriyetin ilk yıllarını, İnönü&#8217;nün &#8220;Milli Şef&#8221; dönemini ve Osmanlı&#8217;nın 600 yıllık tarihini başkanlık sistemi için yeterli bir geçmiş ve birikim olarak görenler, başkanlık sisteminin yaşayabileceği bir iklime sahip olduğunu ileri sürmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Başkanlık sistemi diktatörlük ve askeri darbeye neden olmaması:</strong> Bu görüşü savunanlar şöyle demektedir: Ülkemizde başkanlık rejimi olmadığı halde üç kez askeri darbe olmuştur. Darbelerin temelinde rejimin parlamenter sistemde tıkanması ve sosyo-ekonomik nedenler aranmalıdır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Başkanlık Sistemine Karşı Çıkanların Dayandığı Unsurlar</h3>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dikta rejiminin kurulabilirliği:</strong> Demokrasi geleneğimiz başkanlık sistemini kaldıracak nitelikte değildir. Bu sistem demokratik gelişmesini henüz tamamlamamış ülkemizde yürütme ile yasamanın birbirine karışmasına ve böylece yürütmenin fiilen üstünlüğüne sebep olacaktır.<br />
<strong>            Parti disiplininin olduğu ülkelerde başkanlık sistemi çalışamaması:</strong> Kıta Avrupası ve Türkiye gibi ülkelerden farklı olarak, ABD&#8217;nde Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler, disiplinli bir yapıda değildirler. ABD partileri arasında ideolojik ayrılık yoktur, tek bir liberal partinin içindeki eğilimler olarak nitelendirilebilir. Bu da iki güç arasında denge kurulmasını kolaylaştırmaktadır. Onun içindir ki, disiplinli partilere dayalı bir siyasi hayatta, ABD tipi Başkanlık rejiminin uygulanması daima askeri darbelere yol açmıştır.<br />
<strong>          ABD dışında sürekli bir uygulamasının olmaması:</strong> Başkanlık sisteminin ABD dışında sürekli bir uygulaması yoktur. Bu sistem, tamamen ABD gibi pek çok dengelerin bir arada bulunduğu federal yapılı bir devlette, üstelik ekonomik açıdan hayli güçlü liberal bir ülkede uygulanma zemini bulabilmektedir. Diğer ülkelerdeki başkanlık sistemi örneklerinin hepsi kesintiye uğramaktadır ve demokratik niteliklerden kopuktur.<br />
<strong>          Parlamenter sistemin tıkanmamış olması:</strong> Sistemin reforma ihtiyacı vardır. Tıkanıklar parlamenter sistemden kaynaklanmamaktadır. Başkanlık sistemi arayışları Türkiye&#8217;nin parlamenter rejimle edindiği deneyimleri ve ödediği bedelleri yok saymaktadır. Başkanlık sistemi yasamanın sorunlarını çözememektedir, sadece yürütmeyi güçlendirir, Türkiye&#8217;nin temel sorunu yasamanın görevlerini tam anlamıyla yerine getirememesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">YARI BAŞKANLIK SİSTEMİ</h2>
<p style="text-align: justify;">1958 Fransız Anayasası ile gündeme gelen yarı başkanlık sistemi, esas itibari ile, parlamenter sistem ve başkanlık sisteminin çeşitli unsurlarını alarak oluşturulmuş “melez” bir sistemdir. Sistemin şu anda en iyi örneği, doğduğu ülke olan Fransa’dır. Fakat; Finlandiya, Portekiz, Avusturya, İrlanda ve İzlanda gibi ülkelerde de uygulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarı başkanlık sistemini Fransız Siyaset Bilimci Maurice Duverger üç temel esasa dayandırmıştır. Bunları inceleyecek olursak;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından ve genel  oy ile seçilmesi,</li>
<li>Cumhurbaşkanı’na anayasa ile çok geniş yetkilerin tanınmış olması,</li>
<li>Parlemento’nun güvenine dayanan bir başbakan ve bakanlar kurulunun varlığı,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Olarak özetlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sistemde yürütme organı, tıpkı parlamenter sistemlerde olduğu gibi, iki başlıdır. Ancak devlet başkanının sistem içindeki rolü sembolik olmanın çok ötesindedir. Devlet başkanı ile hükümet yürütme yetkilerini ortaklaşa kullanırlar. Daha doğrusu bir yetkinin kullanılabilmesi için iki tarafında anlaşmasına bağlıdır. Devlet başkanının sadece sembolik yetkilerden çok daha fazlasına sahip olmasının nedeni, doğrudan halk tarafından seçilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa’daki yarı başkanlık sistemindeki iki otorite yapısının belirleyicileri şunlardır; başkan parlamentodan bağımsız olmakla birlikte, tek başına veya doğrudan doğruya hükümet etme yetkisine sahip değildir. Bu nedenle iradesini hükümet kanalı ile açıklaması ve işlem görmesi gerekmektedir. Başbakan ve bakanların parlamentoya bağımlı olmaları nedeniyle başkandan bağımsızdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa’da bakanlar kurulunun gerçek başı cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı yazılı olarak vekalet vermedikçe başbakan bakanlar kurulu toplantılarına başkanlık yapamaz. Cumhurbaşkanının katılmadığı toplantılar anayasal geçerliliğe sahip değildir. Sistem bu hali ile oldukça sorunlu işlemektedir. Siyasi sorumluluğu taşıyan başbakan ve bakanlar kurulunun uygulama alanında yetkileri oldukça azdır ve bunlar cumhurbaşkanına tabi bir görüntü çizerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarı başkanlık sistemi kimi devletlerde; İrlanda, İzlanda ve Avusturya’da olduğu gibi parlamentonun üstünlüğüne; kimi devletlerde ise, Fransa’da olduğu gibi, açık bir biçimde devlet başkanının üstünlüğüne dayanır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Yarı Başkanlık Sisteminde Devlet Başkanının Genel Görevleri</h3>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Hükümeti Azil ve Yasama Organını Fesih Yetkisi,</li>
<li>Yasama ve Olağanüstü Hal Yetkileri,</li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Devlet başkanı bu dönemlerde karşı-imza kuralına tabi değildir.</li>
</ul>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Atama Yetkileri,</li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Başbakanı atamak</li>
<li>Önemli kamu görevlilerini atamak</li>
<li>Başbakan’ın önerisi üzerine bakanlar kurulunu atamak</li>
</ul>
<h3 style="text-align: justify;">Yarı Başkanlık Sisteminin Avantajları</h3>
<p style="text-align: justify;">Yarı başkanlık sisteminin en önemli avantajı, başkanlık sisteminin yürütme organlarının başında bulunan isim olan başkan için oluşturduğu geniş görev çerçevesini yeniden ve daraltarak çizmiş olmasıdır. Bu bağlamda devlet başkanının otoriter eğilimler içine girme tehlikesi daha düşük olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bu sistemin savunucularına göre, sistem tıkanmaları bu sistem sayesinde önlenebilir. Gerekçeleri; bölünmüş çoğunluklar sorununun, çoğunluğu elde ederek iktidara gelenlerin otoritesini güçlendireceği, yani nöbetleşe, otorite güçlendirilmesinin sağlanacağı varsayımıdır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Yarı Başkanlık Sisteminin Dezavantajları</h3>
<p style="text-align: justify;">Bu sistemde yürütme ve yasama organları arasında gerilim yaşanabilir. Bu duruma en belirgin örnek: Fransa’da sosyalist Mitterrand’ın cumhurbaşkanlığında ve merkez sağcı Chirac’ın kabine başkanlığında olduğu dönemi gösterebiliriz. Mitterrand’ın lise öğrencilerini protestoya çağırması gibi olaylar hep bu dönemde uzlaşmazlığın sonucu olmuştur. Halk cumhurbaşkanı ile kabineyi aynı anda seçerse böyle bir uzlaşmazlık olmaz; lakin cumhurbaşkanının görevi çeşitli nedenler sonucunda beklenenden önce biterse (ölüm vs.), bütün kurulan sistem bozulacaktır, zira cumhurbaşkanı ölünce kabine istifa etmeyecektir ve yeni cumhurbaşkanı seçilecektir. Elbette böyle bir durumda görüşleri değişen halkın kabine ile uyuşmayacak bir cumhurbaşkanı seçmesi doğaldır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sistemin en büyük sakıncası; biri seçmene diğeri parlamentoya karşı sorumlu başkan ve başbakan şeklinde ikili yapı öngörmesidir. İki organ arasında anlaşmazlık çıktığında sistemin çökme noktasına gelmesi mümkündür.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Türkiye’de Sistem Tartışmaları</h3>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde başkanlık ve yarı-başkanlık sistemlerinden birine geçmek tartışılırken bu sistemlerin olumsuz yönleri, başarısız oldukları ülkeler ve Türkiye’yi nasıl etkileyecekleri yeterince incelenmiyor. Gidişattan memnuniyetsizlik parlamenter sistemi günah keçisi haline getiriyor. Acaba durum gerçekten böyle mi? Acaba Türkiye’de bulunan ve sözü geçen sistemlerden birine geçmekle çözüleceği iddia edilen hükümetlerin istikrarsızlığı, anti laik hareketler ve sistemin tıkanması gibi sorunlar bu sistemlere geçmekle gerçekten kaybolacak mı? Bu soruya evet cevabını verenler başkanlık sistemleri deyince sadece Amerika Birleşik Devletleri’ni, yarı-başkanlık sistemleri deyince de Fransa’yı akıllarına getiriyorlar. Oysa A.B.D.’nin dışında başkanlık sistemiyle yönetilen hiçbir ülke bu sistemi yürütmekte başarılı olamamıştır. A.B.D.’nin bugünkü konumu  anayasası sayesinde değil ona rağmen oluşmuştur. Bunun sebebi ise bu ülkede pekişmiş bir liberal demokrasinin olması ve çok güçlü bir frenler ve dengeler sistemine sahip olmasıdır. Bunun yanında A.B.D.’nin bir kit’a-devleti olması ve siyasi partilerin disiplinli olmaması başkanlık sistemini bu ülkede başarılı kılar. Buna karşılık sistemin diğer örneklerini teşkil eden Latin Amerika ülkeleri ne pekişmiş bir demokrasiye ne de A.B.D.’deki gibi bir frenler sistemine sahiptir; bu sebepten dolayı da başkanlık sisteminin tüm olumsuz yönleri bu ülkelerde hayata geçmiştir. Başkanlık sistemini Türkiye’ye getirmeyi düşünenler bunları göz ardı etmemelidirler. Yarı-başkanlık sistemleri için de durum pek farklı değildir. Bu sistemlerin alınmasını önerenlerin de akıllarına bu sistemi başarıyla uygulayan 5. Fransa Cumhuriyeti’nden başkası gelmemektedir. Oysa aynı sistem Weimar Almanyası’nda da uygulanmış başarısız olmuştur. Acaba Türkiye Cumhuriyeti başkanlık veya yarı-başkanlık sistemlerini kaldırabilecek kadar pekişmiş bir demokrasiye, etkili sivil toplum örgütlerine sahip midir? Bu soruya evet cevabı vermek hayalperestlikten başka bir şey olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yazıyı Word Şeklinde İndirmek için <strong><a title="demokratik sistemler" href="/belgeler/demokratik_sistemler.docx" target="_blank">BURAYA</a></strong> tıklayın.</p>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/japon-imparatorlugu.html" rel="bookmark" class="crp_title">Japon İmparatorluğu</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/eurovision-sacmaligi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Eurovision Saçmalığı</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/radyo-antoloji.html" rel="bookmark" class="crp_title">Radyo Antoloji</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/yenilik.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yenilik !</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/mutluluk-zulfu-livaneli.html" rel="bookmark" class="crp_title">Mutluluk &#8211; Zülfü Livaneli</a></li></ul></div><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-9820400198398235";
/* 468x60, oluşturulma 22.02.2010 */
google_ad_slot = "7273451678";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/demokratik-sistemler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Japon İmparatorluğu</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/japon-imparatorlugu.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/japon-imparatorlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 16:59:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[japon imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[japonya belediyeler]]></category>
		<category><![CDATA[japonya kabinesi]]></category>
		<category><![CDATA[japonya merkezi yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[japonya valilikler]]></category>
		<category><![CDATA[japonya yasama yürütme yargı]]></category>
		<category><![CDATA[japonya yerel yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal rejim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/blog/?p=716</guid>
		<description><![CDATA[
Japonya; resmi dili Japonca, başkenti Tokyo, para birimi Yen, yönetim biçimi Parlamenter Monarşi olan bir Uzak doğu imparatorluğudur.
Ülke nüfusunun tamamına yakını Japonlardan oluşmaktadır. Japonların ardından gelen diğer uluslar ise oldukça az sayıda bulunan Çinliler ve Korelilerdir. Japonya’nın nüfus yoğunluğu dünya ortalamasının oldukça üzerindedir. Ayrıca ülke nüfusunun % 84 gibi önemli bir bölümü kentlerde yaşamaktadır. Nüfusun dinsel yapısına bakıldığında oldukça zengin bir kültürel dağılım görülmektedir. Ülke nüfusunun %40’ı Şintoizm, %38’i Budizm, % 4’ü ise Hıristiyan’dır. Ayrıca önemli ve ilginç bir bilgi olarak nüfusun tamamının okuma yazma bildiğini söyleyebiliriz.
Siyasal Tarihçesi
Japonca adı “Nippon” ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><img class="alignleft size-medium wp-image-726" title="japon_imparatorlugu" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2011/12/japon_imparatorlugu-300x200.jpg" alt="japon imparatorlugu 300x200 Japon İmparatorluğu" width="300" height="200" /></h2>
<p style="text-align: justify;">Japonya; resmi dili Japonca, başkenti Tokyo, para birimi Yen, yönetim biçimi Parlamenter Monarşi olan bir Uzak doğu imparatorluğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülke nüfusunun tamamına yakını Japonlardan oluşmaktadır. Japonların ardından gelen diğer uluslar ise oldukça az sayıda bulunan Çinliler ve Korelilerdir. Japonya’nın nüfus yoğunluğu dünya ortalamasının oldukça üzerindedir. Ayrıca ülke nüfusunun % 84 gibi önemli bir bölümü kentlerde yaşamaktadır. Nüfusun dinsel yapısına bakıldığında oldukça zengin bir kültürel dağılım görülmektedir. Ülke nüfusunun %40’ı Şintoizm, %38’i Budizm, % 4’ü ise Hıristiyan’dır. Ayrıca önemli ve ilginç bir bilgi olarak nüfusun tamamının okuma yazma bildiğini söyleyebiliriz.<span id="more-716"></span></p>
<h2 style="text-align: justify;">Siyasal Tarihçesi</h2>
<p style="text-align: justify;">Japonca adı “Nippon” yani “Güneşin doğduğu ülke” olan ve dünyanın en eski kültürlerinden birisi olan Japonya tarihi M.Ö. 4. yy. a kadar uzanır. Oldukça karmaşık ve çekişmeli bir süreçten sonra 14. yy. da ilk defa birliğini kurmayı başaran Japonya “Tokugava Dönemi” olarak adlandırılan bir süre içinde 1630’dan 1850 yılına kadar inziva politikası gütmüştür. Bu dönemde sınırlarını Nagasaki limanında kalmalarına izin verilen Hollandalı birkaç tüccar dışınca dış dünyaya kapatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1853 yılında Amiral Perry komutasındaki Amerikan Deniz Kuvvetlerine ait gemilerin ülke ziyareti neticesinde imzalanan ticari antlaşmayla Japonya Batı Dünyası ile ticaret yeniden sınırlarını açarak izolasyon dönemine son vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun olarak sayılabilecek “İzolasyon” sürecinin ülkeye ticari açıdan çeşitli maliyetleri olmasına rağmen, ileriki yıllarda izlenecek ekonomik ve siyasi politikaların sağlıklı bir biçimde oluşturulmasında çok önemli katkıları olmuştur. Meiji restorasyonundan sonra batı modeliyle oluşturulan güçlü askeri ve sanayi alt yapısına dayalı modern ulus devleti olmaya yönelik adımlar atılarak feodal sistem kaldırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">20. yy. ın başına gelindiğinde dünyaya açılmanın verdiği avantaj ile Japonya, Asya Kıtasının sayılı ekonomik ve siyasi gücü haline gelmiştir. Özellikle 1904-1905 Rus-Japon savaşının kazanılması Japonya’yı bir dünya gücü haline dönüştürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ülkedeki doğal kaynakların son derece yetersiz oluşu dış dünyaya açılma gereksinimini saldırgan bir üsluba dönüştürmüştür. Nitekim 2. Dünya Savaşı öncesindeki yayılmanın altında yatan en önemli faktörlerden biri, hızla gelişen sanayi üretimine doğal kaynak sağlayabilecek bölgelerin kontrolünü elde tutmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Dünya Savaşından yenik olarak ayrılan Japon ekonomisi büyük bir tahribe uğramıştır. Ancak savaş sonrasında ABD’nin Japonya’yı yeniden imar etmesine izin vermesi ve bu konudaki önemli desteği 1950’lerden itibaren hızlı bir kalkınma hamlesi başlatmıştır. 1970’lerin başına gelindiğinde ise Japonya tekrar eski ekonomik gücüne kavuşarak dünyanın sayılı sanayi ülkelerinden birisi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Japonya’nın kalkınmasında ABD’nin desteğinin yanında asıl etmen anayasanın güçlü bir ordu oluşturulmasına engel olmasıdır. Ulusal güvenliği büyük ölçüde ABD denetimine bırakan Japonya bu avantajını sonuna kadar kullanarak yatırımlara önemli bütçeler ayırmıştır. Bu sayede sanayiler desteklenerek istikrarlı bir ekonomik kalkınma sağlanmıştır.</p>
<h2 style="text-align: justify;">Ekonomi</h2>
<p style="text-align: justify;">Japonya ekonomisi, 18. yy. da başlayan batılaşma hareketleri çerçevesinde yeniden yapılanan ve ikinci dünya savaşının ardından yıllık %8’lik bir sabit büyüme ivmesi kazanan bir niteliktedir. İkinci Dünya Savaşının hemen ardından atılan ekonomik hamle bugün Japonya’yı ekonomik açıdan dünyanın ikinci büyük ekonomisi hakine getirmiştir. Japonya ekonomisinin ana motoru Hizmetler Sektörüdür. Bunun ardından Sanayi sektörü gelmektedir. Ülke ekonomisinde tarımın yeri ise oldukça azdır. Kişi başına düşen milli gelir ise 30.000 $ civarındadır.(2003 yılına göre)</p>
<h2 style="text-align: justify;">Siyasa Rejim</h2>
<p style="text-align: justify;">Japonya, devlet sistemi ile dünyanın en ilginç ve incelenmeye değer ülkesi olma özelliğin gösterir. Japonya’nın siyasal yapılanmasının alt yapısı, yüzlerce yıllık yönetim geleneklerine dayanmaktadır. Çok sağlam bir yönetim kültürü geliştiren Japonlar günümüzde bu sağlam geleneklerin devamını koruyabilmiş nadir ülkelerden birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Japon devlet yapısı 15. yy. dan beri monarşi sistemi etrafında yapılanmıştır. Ancak 1947 yılında monarşi sistemi yerini, ABD güdümünde hazırlanan anayasal düzenleme ile yetkileri sınırlandırılmış, egemenliğin kullanılma hakları ulusa devredilmiş anayasal, parlamenter demokrasiye bırakmıştır. Nitekim anayasaya göre Japon devleti evrensel barış, özgürlük, adalet, eşitlik, siyasal çoğulculuk ve katılımcılık çerçevesinde şekillenmiştir. Ayrıca ulusal marşı toplumun birliğini ve imparatorun egemenliğini simgeleyen, 19. yy. da yapılan ve dünyanın en eski marşı olarak kabul edilen “Kimi Ga Yo”dur.</p>
<p style="text-align: justify;">Japon yönetim sistemi için önemli bir diğer unsur ise, devletin bütün kurumlarının anayasal bir düzen içerisinde çalışmasıdır. Devletin; yasama, yürütme ve yargı organları birbiri ile uyum çerçevesinde işbirliği geliştirerek faaliyet göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>MERKEZİ YÖNETİM GÖRÜNÜMÜ</h2>
<p><img class="wp-image-720 alignnone" title="japonya_merkezi yönetim" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2011/12/japonya_merkezi-yönetim.jpg" alt="japonya merkezi yönetim Japon İmparatorluğu" width="494" height="395" /></p>
<p style="text-align: justify;">Anayasal monarşi sistemine göre örgütlenmiş bir siyasal yapıya sahip olan Japonya, günümüz anayasasında yasama, yürütme ve yargı kısımlarını Meiji anayasasına göre oldukça ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Anayasa’da merkezi yönetim yapılanmasının temellerinin, imparator, yasama, yürütme ve yargı olarak belirlenmesinin yanı sıra, yerel yönetimlerinin özerkliklerinin vurgulanması da söz konusudur.</p>
<h3 style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İmparator</span></h3>
<p style="text-align: justify;">Merkezi yönetimin en başında, halkın temsilcisi konumunda olan İmparator bulunmaktadır. 1947 Anayasası güçler ayrılığı prensibi benimseyerek, anayasa monarşik sistemin kurulmasını sağlamış ve Meiji döneminde her şeyin üzerinde kabul edilen imparatoru, görevleri ve yetkileri açısından sınırlamıştır. Meiji anayasasında, İmparator, üstün bir konumdaydı ve gerek yasama, gerek yürütme, gerekse de yargı güçlerinin hepsi,  İmparator’un denetimi ve gözetimindeydi. Fakat günümüzde bu durum oldukça kısıtlı ve sembolik bir düzeye çekilerek, İmparator’un görevlerinin sınırlanması sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletle ilgili tüm konularda, İmparator’un yaptığı tüm işlemler Kabinenin önerisi ve onayına tabidir. Dolayısıyla Kabine bu işlemlerden dolayı sorumluluk taşır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmparator’un temel görevleri;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Anayasa değişikliklerini, kanunlarını, Kabine kararlarını ve anlaşmalarını resmen yürürlüğe koyma yani yayımlamak.</li>
<li>Diet’i göreve çağırma.</li>
<li>Şeref nişanı vermek.</li>
<li>Yabancı elçi ve bakanları kabul etmek.</li>
<li>Resmi törenler düzenlemek.</li>
</ul>
<h3 style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yasama</span></h3>
<p style="text-align: justify;">Diet yani parlamento, yasa yapma yetkisini elinde bulundurmakla birlikte, devlet içinde en yüksek organdır ve iki meclisli bir yapısı vardır. Bunlardan ilki Temsilciler Meclisi, diğeri ise Yerel Yöneticiler Meclisi’dir. Her iki mecliste seçilmiş üyelerden oluşur. Temsilciler Meclisi seçimleri 4 yılda bir, Yerel Yöneticiler Meclisi seçimleri ise 6 yılda bir yapılmaktadır. Fakat Yerel Yöneticiler Meclisi’nin yarısı 3 yılda bir yapılan seçimlerle değişmektedir. Yerel Yöneticiler Meclisi 252 üyeye sahiptir. Bu üyelerin 100 tanesi nispi temsil sistemi ile vatandaşlar tarafından seçilirken, geri kalan 152 si ise oluşturulan çok merkezli seçim bölgelerinden seçilmektedir. Temsilciler meclisi ise, 480 üyeye sahiptir. Bunlardan 300 tanesi tek merkezli seçim bölgelerinden seçilirken geriye kalanı ise nispi temsil sistemine göre 11 seçim bölgesine ayrılmış olan ülkenin vatandaşları tarafından seçilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki meclisin aralarında hiyerarşi yoktur. Fakat Temsilciler Meclisi geciktirici veto yetkisine sahiptir ve Bakanlar Kurulu’nun en az yarısı Temsilciler Meclisi üyelerinden oluşmak zorundadır.</p>
<h3 style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yürütme</span></h3>
<p style="text-align: justify;">Anayasa’ya göre hükümet başbakan ve bakanlardan oluşan bir örgüttür. Pratikte ise Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Devlet Bakanları ve İcracı Bakanlardan meydana gelmektedir. Hükümetin başı ise Başbakan’dır. Başbakan, Temsilciler Meclisi üyeleri arasından İmparator tarafından atanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin temel görevleri;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hükümetin programının uygulanmasını sağlamak.</li>
<li>Bakanlıkların faaliyetlerini yürütmek.</li>
<li>Uluslar arası antlaşmalar imzalamak.</li>
<li>Parlamentoya yasa tasarısında bulunmak.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Hükümet çalışmaları daha çok geleneklere göre faaliyet göstermektedir ve Başbakanlık bünyesinde faaliyet gösteren bürolar eliyle yürütülmektedir. Bunlar; Kabine Sekreterliği, Kabine Yasama Bürosu, Ulusal Güvenlik Bürosu vb.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabine Kanununda, 1999 yılında olan değişiklik ile Kabine Sekreterliği kurulması zorunlu tutulmuştur. Kabine Sekreterliği genel olarak Kabine’nin gündemini belirler, hükümetin işleyişini organize eder, önemli politikalar ve genel koordinasyonu sağlamakla görevlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabine Yasama Meclisi ise; yasaları, kanun hükmünde kararnameleri, tüzükleri, yönetmelikleri vb. Başbakanlığa veya Bakanlara sunar. Daha sonra bunlar meclise sunulur. Burası adeta kanunların mutfağı niteliğindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ulusal Güvenlik Bürosu ise; iç ve dış güvenliği sağlamada tavsiye niteliğinde olan kararlar alır. Başkanı ise Başbakandır.</p>
<h2>YEREL YÖNETİM GÖRÜNÜMÜ</h2>
<p><img class="alignnone  wp-image-723" title="japonya_yerel_yonetim" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2011/12/japonya_yerel_yonetim.jpg" alt="japonya yerel yonetim Japon İmparatorluğu" width="538" height="371" /></p>
<h3><span style="color: #000000;">Valilikler</span></h3>
<p style="text-align: justify;">Genel yetkili yerel yönetim birimleri; valilikler ve belediyeler olmak üzere 2 ye ayrılırlar. Yerel özerklik kanununa göre Valilikler; geniş bir alanı kapsayan, birçok belediyeyi içine alan, kamu tüzel kişiliğine sahip yerel yönetim birimleridir. Japonya’da 47 adet Valilik bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tokyo, Japonya’nın başkenti olması sebebi ile “To” (metropol) olarak adlandırılan tek valilik bölgesidir. Ayrıca diğer valilik bölgelerinden ayrılarak, ilçe belediyeleri sistemine sahiptir. Hokkaido “Do” olarak, Kyoto ve Osaka da “Fu” adlandırılan valilik bölgeleridir. Diğerleri ise “Ken” olarak adlandırılır.</p>
<h3 style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Belediyeler</span></h3>
<p style="text-align: justify;">Japonya’da belediyeler nüfus büyüklüklerine göre iller, ilçeler ve köyler olarak 3’e ayrılır. Belediyeler, başkanlık sistemi temelinde yapılandırılmıştır. Belediyenin başında aynı zamanda yürütme organı görevini yerine getiren ve halk tarafından 4 yıllığına seçilen belediye başkanı vardır. Başkan, belediyenin hem tüzel kişiliğinin başı hem de merkezi yönetimin bir ajanı olarak görev yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediyenin asıl karar alma mekanizması ise belediye meclisidir. Meclis çalışmaları komisyonlar yöntemi kullanılarak yapılmaktadır. Buna göre her belediye de önceden kurulmuş komisyonlar faaliyet göstermektedir. Belediyelerin örgütlenmesi meclislerin insiyatifine bırakılmıştır.</p>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/radyo-antoloji.html" rel="bookmark" class="crp_title">Radyo Antoloji</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/eurovision-sacmaligi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Eurovision Saçmalığı</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/yenilik.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yenilik !</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/iskender-elif-safak.html" rel="bookmark" class="crp_title">iskender &#8211; elif şafak</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/idefix-com-odullu-bilgi-yarismasi.html" rel="bookmark" class="crp_title">idefix.com, ödüllü bilgi yarışması</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/japon-imparatorlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum, Siyasi Kültür, Siyasal Katılma, Devlet Toplum İlişkisi: Plüralizm, Elitizm, Korporatizm</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/sivil-toplum-siyasi-kultur-siyasal-katilma-devlet-toplum-iliskisi-pluralizm-elitizm-korporatizm.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/sivil-toplum-siyasi-kultur-siyasal-katilma-devlet-toplum-iliskisi-pluralizm-elitizm-korporatizm.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 12:57:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat sivil toplum ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet toplum ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[elitizm]]></category>
		<category><![CDATA[korporatizm]]></category>
		<category><![CDATA[plüralizm]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal katılma]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/?p=702</guid>
		<description><![CDATA[
Günümüz siyasal sisteminde ve çağdaş devlet sistemlerinde bahsedebileceğimiz en önemli konulardan birisi de sivil toplum olgusudur. Sivil toplumun net bir tanımının olmamasının yanında devlet düzenlerine, gelişmişliklerine vs. göre farklılık gösterir.
Siyasal kültür ise toplumun siyasete bakışını açıklayan bir kavramdır. Dolayısıyla siyaset yetiştiği ortamın özelliklerini yansıtır. Siyasetin gelişmesinde yeşillendiği ortamın insanlarının özelliklerini, yaşanmışlıklarını gösterir. Siyasetle siyasal kültür birbirinden ayrılmaz iki kavramdır.
Siyasal katılma bir toplumun siyasette kendini ne kadar aktif gördüğüyle ilgilidir. Siyasal katılma bir ülkenin gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. Modern, çoğulcu yaşam ilişkilerinin egemen olduğu toplumlarda yurttaşların, siyasasal katılım edimine daha aktif katıldıkları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2011/12/yonetisim.jpg" alt="yonetisim Sivil Toplum, Siyasi Kültür, Siyasal Katılma, Devlet Toplum İlişkisi: Plüralizm, Elitizm, Korporatizm" width="230" height="200" title="Sivil Toplum, Siyasi Kültür, Siyasal Katılma, Devlet Toplum İlişkisi: Plüralizm, Elitizm, Korporatizm" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-align: justify;">Günümüz siyasal sisteminde ve çağdaş devlet sistemlerinde bahsedebileceğimiz en önemli konulardan birisi de sivil toplum olgusudur. Sivil toplumun net bir tanımının olmamasının yanında devlet düzenlerine, gelişmişliklerine vs. göre farklılık gösterir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal kültür ise toplumun siyasete bakışını açıklayan bir kavramdır. Dolayısıyla siyaset yetiştiği ortamın özelliklerini yansıtır. Siyasetin gelişmesinde yeşillendiği ortamın insanlarının özelliklerini, yaşanmışlıklarını gösterir. Siyasetle siyasal kültür birbirinden ayrılmaz iki kavramdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal katılma bir toplumun siyasette kendini ne kadar aktif gördüğüyle ilgilidir. Siyasal katılma bir ülkenin gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. Modern, çoğulcu yaşam ilişkilerinin egemen olduğu toplumlarda yurttaşların, siyasasal katılım edimine daha aktif katıldıkları görülmektedir.Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise siyasal katılım davranışının niteliğini üst yapısal öğeler belirlemektedir. Özellikle bu öğelerden siyasal karar mekanizmalarının, eş deyişle sistemin yapısı ve işleyişi önemli bir konumdadır.Sisteme egemen olan yapının siyasete katılma oyununun kurallarını belirlemesi,yurttaşların siyasal kararlar üzerindeki denetimini doğrudan şekillendirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pluralizm birçok mutlak ilke, güç, enerji veya madde kabul eden teori veya sistemleri tanımlar. Farklı konularda, bu (aynı) temelden hareket eden çeşitli kullanımları vardır. Politikada, çoğulluğun kabulü ile belirginleşen, birkaç siyasi partiye dağıtılmış güçler dağılımını içeren herhangi bir politik teori veya sistemi tanımlamakta kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elitizm, yöneten ve yönetilen ayrımının siyasal toplumun temel niteliğini oluşturduğunu, biçim ve hacmi ne olursa olsun bütün toplumlarda iktidarın küçük bir azınlığın tekelinde bulunduğunu savunan görüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Korporatizm, temelde toplumun bütün kesimlerinin devletle aynı masaya oturması ilkesine dayanır. İşçi, imalatcı, çiftçi temsilcileri devletle masaya oturur, politikaları belirler. Bu politikalarda üretim miktarı, işçi ücretleri, sosyal güvenlik gibi konular belirlenir.<span id="more-702"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">SİVİL TOPLUM</h1>
<p style="text-align: justify;">Fransızca-Latince kökenli olan “civil” kelimesinin anlamı, vatandaşlara ilişkin olan, vatandaşlar topluluğuna, onların yönetimine veya birbirleriyle ilişkilerine yönelik olan, bir şehirde yaşayanlara göre olan, kırsal ya da köy yaşamına ilişkin olmayan, askeri ya da dini olmayan, medeni, uygar, kibar, görgülü anlamında kullanılmaktadır. Ancak bu kelimenin “toplum” kelimesi ile birleşerek “sivil toplum” şeklinde kavrama dönüşmesi bazı toplumsal ve siyasal hareketlere bağlı olarak gerçekleşmiştir .Sivil toplum, toplumsal bir yaşam biçimidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sivil toplum, en genel anlamıyla devletle aile arasında, gönüllü, kendi kendini yaratan, kendi ayakları üzerinde duran, hukuksal bir düzenle ya da bir ortak değerler kümesiyle sınırlı, devletten özerk, örgütlü toplumsal yaşam alanı olarak tanımlanmaktadır.[1]</p>
<p style="text-align: justify;">Son yıllarda giderek artan sivil toplum çalışmalarına, sivil toplum üzerine yapılan akademik ve kamusal tartışmalara, ve sivil toplumun farklı siyasi, ekonomik, kültürel aktörler ve devlet seçkinleri tarafından kendi söylemlerine ve stratejileri içinde kullanılma tarzlarına baktığımız zaman, kavramın zaman içinde “plastik bir ahlaki ve siyasal kimliğe ve değere sahip olduğunu” gözlemleyebiliriz.  Sivil toplumun farklı, hatta birbirlerine zıt ve çatışma içinde olabilecek farklı söylemlere ve stratejilere eklemlenme özelliği, kavramın taşıdığı “tanımlanmasına dönük muğlaklıktan”  da gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">               Bir şekilde devletle ilişkili olan fakat iktidarı ele geçirme amacı taşımayan sivil toplum, devletten bağımsız bir toplumsal alan olup, vatandaşların, aile veya devlet tarafından temsil edilmeyen ortak çıkarlarının alanıdır. Sivil toplum, yalnızca devletin (dar anlamda politik toplum) dışında olmakla kalmayıp, aynı zamanda geniş anlamda politik toplumun da dışında olan ve politik toplumu etkilemek ve ulaşmak için çalışan grup ve sınıfları kapsamaktadır. Öte yandan, sivil toplum alanı devlet ile aile arasında her türlü etkinliği değil, sadece kamusal alan içinde gerçekleşen ve toplumdan kaynaklanan kolektif etkinlik biçimlerini kapsamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">            Günümüzde sivil toplumun canlanışında Sovyetler ve Doğu Avrupa’daki merkezi bürokratik yapının başarısız olması ve çökmesi ile küresel gelişmeler ve değişim önemli rol oynamıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmelerle, bugün dünyada insan hakları, demokrasi, çevre, nükleer güç ve barış hareketi gibi uluslar ötesi sivil toplum kuruluşları ortaya çıkmış ve devletleri, diğer devletlerin ve kendi kamuoyunun etkilemesi ötesinde yönlendirir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sivil Toplumun Oluşabilmesi İçin:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Devletin her alana müdahale etmemesi ile devletten ayrılan özerk bir alanın bulunması ve devletin sınırlı olması gerekmektedir.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Devletin kişilerin haklarını tanıması, keyfi bir şekilde müdahalede bulunmaması ile toplumsal yaşamda uygulanacak kuralların önceden bilinmesi ve herkese eşit uygulanması gibi hususları içerir.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gerçek anlamda devletten özerk bir yapının olması gerekmektedir. Nitekim korporatif sistem şeklinde örgütlenen yapılar sivil olmadığı gibi, Nazi, İtalyan ve Sovyet deneyimi, devleti sınırlamak yerine devletin amaçlarını birlikte gerçekleştirmek için oluşturulan yapıların özgürlük yerine totaliterliğini beslediğini göstermiştir.[2]</li>
</ul>
<h1 style="text-align: justify;">SİVİL TOPLUMUN TARİHSEL GELİŞİMİ</h1>
<h1 style="text-align: justify;" align="left"><strong>Avrupa’da Sivil Toplumun Gelişimi</strong></h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’da tarihsel gelişimine baktığımız zaman, sivil topluma atfedilen anlamın geçirdiği değişimi üç ana dalgadan bahsedebiliriz..</p>
<p style="text-align: justify;">Modern burjuva toplumu olarak sivil toplum: Sivil toplum kavramının ilk kullanılma döneminde, esas amaç geleneksel toplumdan modern topluma geçişi açıklamak, ve modern toplumu tanımlamaktı. . Sivil toplum modern toplumun özgünlüğünü ve modern-öncesi geleneksel toplumdan farkını simgeleyen bir ölçüttü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birinci dalga içinde sivil toplum:</strong> Siyaset diline “hak” nosyonunu sokmaktadır, böylece de haklara dayalı birey kimliğini nitelemektedir.  Modern toplumun kuruluşunda, bu birey şehirli ve serbest pazarda öznel haklara sahip burjuva sınıfı olduğu için, “sivil toplum=birey+serbest pazar+hak nosyonu” denklemi, birinci dalganın hakim sivil toplum anlayışıdır. Bu denklem şu anlama da gelmektedir; sivil toplum devlet-toplum karşıtlığı içinde, birey kimliğine gönderimle ve modern toplumla ilişkili algılanırken, demokrasiyle ilişkilendirilmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Demokrasi bağlamında sivil toplum:</strong> 1980’li yıllarda, özellikle Doğu Avrupa, aynı zamanda da Latin Amerika ülkelerinde totaliter, despotik siyasi rejimlerden demokratik rejime geçiş döneminde ortaya çıkmıştır. “Demokrasiye geçiş süreci” olarak bilinen bu dönem, sivil toplum kavramının yeniden-canlanma dönemi olarak da nitelenmektedir. .  Sivil toplum devletten bağımsız, hatta devlete karşı bir yaşam alanını tanımlar, bu anlamda da bireysel hak ve özgürlüklerin kazanımı mücadelesinin, dolayısıyla da totaliter, despotik devletten demokrasiye geçişin anahtarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Katılımcı demokrasi olarak sivil toplum:</strong> Üçüncü dalga sivil toplum tartışmasının temelini oluşturur. Bu tartışma içinde, sivil toplum sadece bireysel hak ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesi ve güvence altına alınması ya da  siyasal sistemin demokratikleşmesi süreçlerinin değil, aynı zamanda bir ülkede devlet-toplum/birey ilişkilerinin “katılımcı demokrasi” temelinde kurulmasının da önemli bir aktörü olarak görülür.   Diğer bir değişle, sivil toplum sadece STK’lardan oluşan örgütsel bir yaşam alanı, ya da demokratik rejime geçiş sürecinin bir aktörü değil, daha da önemlisi demokratik toplum yönetiminin  katılımcı demokrasi modeli içinde kurulmasının anahtar kavramıdır.</p>
<h1 style="text-align: justify;" align="left">Sivil Toplum Yaklaşımları</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Batı siyaset literatüründe üç sivil toplum kuralının öne çıktığı belirtilmektedir. Bunlar: Çoğulcu Sivil Toplum, Asgari Devletçi Sivil Toplum ve Katılımcı Sivil Toplum’dur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çoğulcu Sivil Toplum:</strong> Bu yaklaşım toplumda devlet dışında çıkar ve baskı gruplarının olduğunu kabul etmekte, siyasal yaşamda parlamento ve hükümet dışında diğer gruplarında söz hakkı olmasını olumlu girmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Asgari Devletçi Sivil Toplum:</strong> Bu yaklaşım , devletin yapay kurallar koymasını ve toplumsal yaşamın doğal ve kendiliğinden düzenini engellememesini sağlamaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Katılımcı Sivil Toplum:</strong> Bu yaklaşım devlet ile sivil toplum iç içeliğine dayanmakta ve katılımcı demokrasi düşüncesinden doğmuş bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">SİYASAL KÜLTÜR</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">            Siyasal kültür; bir toplumun gerek o toplumun siyasal sistemi gerekse diğer siyasi oluşumlar olan devlet, parlamento, hükümet, siyasi parti, kamu yönetimi, sendika, dernek, siyasi iktidar, demokrasi, seçim, anayasa gibi kavramlar konusundaki bilgisi, görgüsü, alışkanlıkları, yaklaşımları, tutum ve davranışlarının tümüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal kültür, toplumsal kültürün bir yönü olarak belirir ve toplumsal kültüre has değişimlerden etkilenir. Kültürü oluşturan öğeler üzerinde meydana gelen değişimler, bu öğelere karşı duyarlı olan siyasal kültürü de değiştirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde meydana gelen önemli değişimlerin özünde yatan temel olgu bir anlamda, bu değişimlere gösterilen tepki ya da içe kapanma, yahut destek türü kolektif reflekslerin geniş bir oranda Türk toplumsal kültürünün biçimlendirdiği Türk siyasal kültürünün özelliklerinde aranmalıdır. Anadolu coğrafyasının son sakinleri olan Türklerin tarihi, bir anlamda yerleşikliğiyle paralel özellikler gösteren</p>
<p style="text-align: justify;">bir tarihtir. Orta Asya bozkırının şekillendirdiği kültürel özelliklerin, Anadolu’nun eski sahiplerinin kültürleriyle girdiği sentezin, yüzyılların birikmişliğiyle işlenmesi genel hatlarıyla, Türk toplumsal kültürünün kaynaklarını oluşturur.</p>
<h1 style="text-align: justify;" align="left">Siyasi Kültürün Boyutları</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi kültür toplumsal bir olgudur ve siyasi kültürü bazı boyutları vardır. Bunlar: Siyasal Kanaatler, Genel Kültür, Siyasal Hatıra, Siyasal Stil’dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyasal Kanaatler:</strong><strong> </strong>Bunlar tarayıcı, değerlendirici ve ifade edici kanaatlerdir. İnsanlar bunları dış dünyada yaptığı temaslar sonucunda elde eder. Burada kişiye etki eden unsurlar vardır.Bunlar: Üretim, statü, meslek, gelir, kitle haberleşme, yaş, cinsiyet, çevre genişliği yada darlığı vb.dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Genel Kültür:</strong><strong> </strong>Hayat tarzı, dünya görüşü, ahlak anlayışı gibi unsurlar bir toplumun genel kültürüdür. Örneğin siyasal ve toplumsal süreci etkileme yeteneği olan bir toplumda idare aktif ve sürükleyici bir rol oynar. Kişi kendi toplumsal yetersizliğine inanmışsa, siyasal yaşantıdan uzak kalır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyasal Hatıra:</strong><strong> </strong>Siyasal hatıraları geniş ölçüde siyasi tarih ve o tarih içinde yer almış olan toplumsal krizler etkilemektedir.Örneğin ulusal özgürlük uğraşıları ulusal bir bütünlük, bir savaş bazen büyük bir birlik yaratabilir. Öbür taraftan fethedilerek birleştirilmiş ülkelerde bölünme ve iç çatışma siyasal kültürün bir parçası halindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyasal Stil:</strong><strong> </strong>Siyasal stiller ideolojik ve pragmatik olmak üzere ikiye ayrılır. Radikal ve ideolojik partiler bir takım siyasal değerleri bir dünya görüşü olarak bütün bir hayat sahasını kapsatırlar. Bu stil ideolojiktir. Pragmatik görüş ise sorunları teker teker kendi değerleri ölçüsünde ele alır ve bunları bütün şemanın bir parçası olarak görmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Sidney Verba siyasal kültür sorununu daha etraflıca incelemiştir ve siyasal kültürü tanımlayabilmek için bazı kültür ölçülerinin üzerinde durmuştur. Bunlar: Milli Özdeşleşme, Vatandaş Özdeşleşmesi, İktidar Uygulaması, Karar Alma Süreci’dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Milli Özdeşleşme:</strong><strong> </strong>Burada en büyük sorun , kişilerin kendini ne ölçüde ulusal bütünlüğün bir parçası saydıklarını saptamaktır. Eğer toplumun fertleri kendilerini milli devletin birer üyesi saymayıp, bağlı hissetmiyorlarsa, siyasal gelişim çok ızdıraplı ve sürtüşmeli bir süreç olarak belirecektir. Modernleşen bir ülkede, özellikle kitle haberleşmenin yoğunlaşmaya başladığı bir ülkede, milli özdeşleşmenin olmaması oldukça zorluk çıkarmaktadır. Çünkü toplumun fertleri ulusal sorunlar karşısında kaygısız, ilgisiz kalıp kendilerini yalnız kendi bölgesel çevrelerine ve ilksel kurumlara karşı sorumlu hissetmektedir. Böyle bir durumda, ulusun içine düştüğü herhangi bir kriz, halkta en ufak bir tepki yaratmadığı anda çözülmesi çok güç problemler doğmuş olur. Örneğin Amerika’da herhangi bir eyaletinde yaşanan bir vatandaşın kendi eyaletine duyduğu bağlılık A.B.D’ nin ulusal çıkarlarını baltalayacak nitelikte değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Vatandaş Özdeşleşmesi:</strong><strong> </strong>Bu durum yatay bir kaynaşmadır. Burada toplumdaki fertlerin o toplumun diğer üyelerine ve diğer yöneticilerine güven duyup duymadıklarıdır. Örneğin İngiltere’de kişi ilişkileri çok büyük önem taşır, dolayısıyla vatandaş özleşmesi tamdır. Bunun aksine Habeşistan’da hüküm süren ‘Amhara’ kültürü, aile dışında herkesten şüphe etmeyi öngörür. Öylece birbirine güven olmayan iktidar halk elit ilişkileri görülür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İktidar Uygulaması:</strong><strong> </strong>Siyasal kültür açısından, kişinin hükümet halindeki yargıları, hükümetine yapmasını istediğini ve özellikle hükümetin ne yapması gerektiğini düşünmesi önemlidir. Örneğin Türkiye, Mısır ve Meksika gibi ülkelerde devlet toplum ilişkileri elit tarafından topluma kabul ettirilmeye çalışılır. İngiltre gibi ülkelerde ise vatandaşlar devletin sorunlar karşısında ne yapması gerektiğini bildiğini düşünüyorsa o zaman o toplumun siyasal kültürünün oturmuş ve sağlam bir kültür olduğunu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Karar Alma Süreci:</strong><strong> </strong>Bazı toplumlarda siyasal kararların nasıl alındığı büyük bir çoğunluğu ilgilendirmez. Burada kişiler, gruplar, yalnızca hükümet uygulaması yararlı olacak mı endişesi içindedirler. Vatandaşlar hükümet kararlarına katılma haklarının olabileceğinden kesinlikle haberleri yoktur. Tokugawa Japonya’sında da devletin, insanların başında bulunması izah edilmez bir kurum olduğu düşünülmekte idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal kültürün gelişmesi ve toplumca benimsenip kabul edilmesi ile oluşacak olan siyasallaşma olgusu, toplumun çoğulcu ve katılımcı demokrasinin toplum tarafından benimsenmesi ve sahip çıkılması ile ortaya çıkacaktır.</p>
<h1 style="text-align: justify;">SİYASAL KATILMA</h1>
<p style="text-align: justify;">Siyasal katılım toplumsal yaşamda aktif eyleyen yani yurttaş olgusu temelinde anlam kazanana bir kavramdır. Siyasal katılım dar anlamda, yurttaşların siyasal sistem karşısındaki durumunu, tutumunu ve davranışlarını gösteren bir kavramdır. Daha geniş bir ifadeyle ise siyasal katılım, gerek yerel gerekse de genel siyasal etkinliklerle yurttaşların farklı biçimlerde hükümet ve siyasal iktidarlar üzerinde baskı oluşturması ve de doğrudan siyasal sürece katılarak etki yaratmaya çalışmaları olarak tanımlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal katılımın ortaya çıkmasında en genel anlamda “halkın iktidarı” olarak tanımlanan demokrasi (demoskratos) belirleyici olmuştur. İlk olarak Antik Yunan kent devletlerinde temellenen demokrasi ile yurttaşlar kendileriyle ilgili kararlarda söz sahibi olmuşlardır. Bu demokrasi, her ne kadar doğrudan bir yönetim biçimi getiriyor görünse de bir yönüyle eksik ve eşitsiz bir yapıdadır. Şöyle ki köleler, kadınlar ve yabancılar, kent yönetimine katılan yurttaş kapsamına girmemekteydiler.</p>
<p style="text-align: justify;">            Siyasal katılma denilince akla ilk olarak seçimler yani oy verme edimi gelmektedir. Oysaki siyasal katılımı salt oy verme edimine indirgemek eksik bir durumu gösterir. Siyasal katılım her seviyede siyasal gelişmelerin yakından izlenmesi, çeşitli konularda siyasal tavırların takınılması, derneklere ve siyasal partilere üye olma ve seçim çalışmalarında görev alma gibi siyasal eylemlere girişilmesini gerektirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal katılmayı etkileyen önemli bir unsur da sivil toplum kuruluşlarıdır. Bu bağlamda Lipset’in gönüllü kuruluşların siyasal katılmadaki rolleri ile ilgili tespitleri dikkat ekicidir. Almanya’da 1953 yılında yapılan bir araştırmaya göre her tabakadan bireylerden spor klüpleri, sosyal klüpler v.b. çeşitli kuruluşlara üye olanlar, politikayla daha çok ilgilenmekte, radyodaki siyasal yayınları daha çok dinlemekte, daha çok gazete okumakta ve daha büyük oranda oy verme niyetinde olduklarını söylemektedirler. Örneğin, erkek Alman</p>
<p style="text-align: justify;">işçilerinden sendikalardan başka hiçbir kuruluşa üye olmayanların % 72’sinin oy vermiş olmasına karşılık, başka kuruluşlara da üye olanların % 83’ü oy kullanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">            Siyasi katılmayı sosyo-ekonomik, psikolojik, kültürel, çevresel, yaş, cinsiyet, aile, eğitim, meslek, gelir ve yerleşim birimi gibi etkenler etkiler. Örneğin gelir düzeyi ile siyasal katılma arasında doğru rantı olduğu gözlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">            Kadınlar erkeklere göre siyasetle daha az ilgilenirler. Bunun nedeni kadınlara ev içi bir rol yüklenmesidir. Çocuk doğurma işlevi kadında oluşu bunu tetikleyen etmenlerden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">            Kişilerin eğitim durumları da katılmayı etkiler. Eğer insanların eğitim düzeyleri yüksekse siyasal katılma daha fazla ve sağlıklıdır.</p>
<h1 style="text-align: justify;">SİYASAL REJİMLER VE SİYASAL KATILMA</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;" align="left"><strong>Totaliter Sistemde Siyasal Katılma</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çağımızda demokratik rejimler gibi totaliter sistemlerde de geniş ölçüde halka dayanma iddiasında ve zorunluluğundadır. Ancak siyasal katılma düzeyinde ciddi farklar vardır. Demokrasilerde katılma kişisel düzeyde veya çeşitli sosyal grupların siyasal dengede temsil edilmesi çerçevesinde kendini göstermesine karşılık totaliter rejimlerde katılma,toplumsal ölçüde kitlelerin ‘seferber edilmesi’ aracı olarak ortaya çıkar. Totaliter sistemin başlıca amacı ideoloji yayma ve ideolojik destek sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Totaliter sistemlerde seçimler genellikle %90’ın üstünde bir katılma oranı gösterse de yönetici kadrolarını değiştirecek baştaki liderleri iktidardan uzaklaştıracak bir nitelikte değildir. Tercih hürriyetinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Çünkü toplum üyeleri herhangi bir tercih yapabilme durumunda değildirler. Kendilerine bir alternatif sunulmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik rejimlerde halkın siyasal karar alma sürecine katılması söz konusu iken totaliter sistemlerde halk kararlarının alınmasına değil kararların yürütülmesine katılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğulcu demokrasilerde vatandaşların siyasal kararları etkileme yolu olarak kabul edilen katılma, totaliter rejimlerde bir toplumsal bütünleşme aracı, oybirlikçi bir toplum modeli yaratma modeli olarak benimsenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;" align="left"><strong>Demokrasilerde Siyasal Katılma</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>         </strong>Demokrasilerde, siyasal hayata katılma yönünden, siyasal tercih hürriyet, temel prensiptir. Vatandaş demokrasilerde dilediği siyasal partiye katılmakta, istediği adaya oy vermekte, arzu ettiği gibi süreçte serbesttir. Ancak demokratik siyasal hayatta prensip gerçekten bütünüyle uygulanabiliyor mu gibi sorular oluşmaktadır. Bu sorunun cevabını vermek için ekonomik ve ticari alana bakmamız gerekebilir. Klasik ekonomi teoricileri müşterinin ekonomik tercihlerinde hür olduğu ileri sürmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa günümüzde, kitle üretimine dayanan kitle toplumunda , kitle haberleşme araçları ve yoğun propaganda, ekonomik tercih hürriyetini bir efsane haline gelmiştir. Ticari ekonomik hayattaki bu gözlemlerin siyasal hayat için de doğru olduğunu söylemek gerekir. Ticari alanda uygulanan ‘sürüm teknikleri’ belirli siyasal fikirleri kitleye kabul ettirmek, ‘satmak’ için kullanılmaktadır. Ayrıca ‘özel’ alanda çalışan büyük kurumlar, gruplar da siyasal nitelikli fikirleri yaymakta, vatandaşların kafalarına iyice yerleştirmektedirler. Bu durum serbest siyasal tercih ve hür siyasal katılma , demokrasilerde de sanıldığı kadar büyük değildir. Plüralist demokrasinin temel direği olan siyasal hürriyeti ve tercih  hürriyetini vatandaşlar kıskançlıkla korumaya çalışılmalıdır. Siyasal hürriyeti korumanın en etkili yolu, siyasal işlere ilgi göstermek, araştırmak, aydınlanma, aydınlatma ve tarafsız bir eğitimdir.[3]</p>
<h1 style="text-align: justify;">PLÜRALİZM</h1>
<p style="text-align: justify;">Plüralizm kavramı, birisi dar diğeri gemiş olmak üzere iki anlamda kullanılır.Geniş anlamda plüralizm farklılığa ve çokluluğa duyulan bir inanç ya da başlılıkdır. Tanımlayıcı bir kavram olarak plüralizm; partilerin rekabetinin(siyasi plüralizm), etlik değerlerin çokluluğu(ahlaki plüralizm) veya kültürel normların seçilirliğini(kültürel plüralizm) ifade etmek için kullanılmaktadır. Normatif bir kavram olarak, farklılığın sağlıklı ve istenilen bir durum olduğunu, genellikle bireysel özgürlüğü ve tartışmayı, fikir geliştirmeyi ve anlamayı teşvik ettiğini ileri sürer. İktidarın elit veya yönetici bir sınıfın elinde yoğunlaşmasının yerine, toplumda geniş ve elit bir biçimde dağıtılmasını öngörür. Bu anlamda plüralizm bireylerin genellikle üyesi olduklarıörgütlü grüplar aracılığı ile temsil edildikleri ve bu türden tüm grupların siyasi sürece dahil oldukları genellikle “Grup siyaseti” nin bir teorisi olrak görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Plüralizm politikada, çoğulluğun kabulü birlikte belirginleşen, birkaç politik partiye dağıtılmış kuvvetler dağılımını kapsayan herhangi bir siyasi kuram ya da sistemi tanımlamakta kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu teoriye göre toplumsal ve siyasi güç, bu çok sayıdaki grup arasında dağılmış, paylaşılmıştır. Bütün bu grupların, karar verme süreci üzerinde az ya da çok bir etkisi vardır. Karar verici konumdaki hükümetin gücü, öteki elit grupları tarafından (ekonomik elitler, bürokratik elitler, beyaz yakalı elitler, sendika elitleri, muhalefetteki siyasi elitler) sınırlandırılmıştır. Plüralistler, elitistlerin “<strong>halkın fikirleri, yönetici grup tarafından kontrol edilip, yönlendirilebilir</strong>” tezinin tersine, “<strong>yöneticilerin gücü, öteki elit grupları ve halk tarafından sınırlandırılıp, kontrol edilebilir</strong>” görüşünü savunurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Plüralizm, erken dönem liberal siyaset felsefecilerine, özelliklede Locke ve Montesquieu’nun fikirlerine kadar geriye gitmektedir. Ancak ilk sistematik gelişimi James Madison tarafından ele alınmıştır. Madison’un çalışmasını önemli kılan, toplumdaki çıkarların ve grupların çokluğuna ilişkin vurgusu ve bu tür grupların her birinin siyasi taleplerini ifade imkanına sahip olmaması durumunda, düzen ve istikrarın mümkün olamayacağı konusudur. Madison’un ciddi katkılarının yanında plüralist teorinin en etkili modern tamamlayıcısı Robert Dahl’dır. Dahl’a göre siyasi bakımdan imtiyazlı ve iktisadi bakımdan güçlü olanlar, sıradan vatandaşlardan daha fazla iktidar sahibi olsalar da, hiçbir yönetici veya sürekli elit, siyasi sürece tek başına hakim olacak güçte değildi.</p>
<p style="text-align: justify;" align="left">Uluslararası İlişkilerde Plüralizm</p>
<p style="text-align: justify;">Pluralizm, 1960lı 1970li yıllarda uluslararası ilişkiler alanında milletler arası politika ve iç politika arasında ayırıma giden devlet merkezli bir analizi benimseyen fikir okullarına bir tepki bi şekilde doğmuş olan, sistemdeki değişiklikler sonrası devletin sınırlarının giderek önemini yitirmeye başladığına ve iç politikanın dış politikaya etkisinin arttığına işaret eden bir teoridir.</p>
<p style="text-align: justify;">John Burton uluslararası ilişkiler alanındaki kuram ve düşünceleri egemen millet devletler arası ilişkiler ve kendi yaklaşımı alan Dünya Toplumu bi şekilde iki gruba ayırmaktadır. Burtonun yaklaşımı geleneksel devlet merkezli ve bunun karşısında devlet merkezli olmayan iki paradigmaya bedel gelmektedir. Bu iki yaklaşım Burtona göre iki modele tekabül etmektedir. Bunlardan biri bilardo topu öteki de örümcek ağı dır. Bilardo topu, gücü temel alan kapalı birer yapıdır. Örümcek ağı ise, devletler arası ilişkilerde manevi ve dışsal bütün öğelerin örümcek ağı gibi iç içe mazi kavramlar olduğu bir modeldir. Örümcek ağı modelinde kuvvet göreceli bir kavramdır. Ekonomik ve politik şartlar ehemmiyet kazanmaktadır. Uluslararası ilişkilerde aktörlerin çoğalması, iletişimin yoğunlaşması ve hızla artan karşılıklı bağımlılık sonucu devletler kendi başlarına devinim edemezler. Dünya toplumunu düzenleyen faktör, kuvvet olmaktan çıkmış ve kontak bi şekilde belirlilik kazanmıştır. İletişimi elinde bulunduranında devletler arası ilişkilerde de daha faal olabilmektedir.</p>
<h1 style="text-align: justify;">ELİTİZM</h1>
<p style="text-align: justify;" align="center"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>         </strong>Elitizm (veya Seçkincilik), bir elitin veya bir azınlığın yönetmesi gerektiğine inanma veya yönetim işinin bir elit veya azınlık tarafından yapılması anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">            Elitizm&#8217;de mevcut olan kıstas, ayrıcalıklı doğmak değil, ayrıcalıklı yetişmektir. Ama elitler, kendilerini her şeyin üzerinde gören bencil tipler de değildirler. Onlar için sadece çoğunluk ile ilgilenmek, çoğunluğun yaptığını yapmak ilerleme sağlamamakta, vakit kaybettirmektedir. Onlar, yetiştikleri tarz gereğince değişik ilgi alanlarına sahip, farklı düşünen insanlardır. Elitler aktivist değillerdir ve her zaman azınlık konumundadırlar. Ayrıca çoğu zaman elit olduklarını kabul etmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyaset teorisinde üç tür elitizmden söz edilebilir. Bunlar; Normatif Elitizm, Klasik Elitizm, Modern Elitizm olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Normatif Elitizm : </strong>Bu yaklaşıma göre elit yönetimi istenilen bir durumdur, yani yönetim en akıllıların ve en iyilerin elinde olması gerekir. Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi filozof kralların iktidarda olması gerektiğini savunan Eski Yunan filozoflarından Platon’dur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Klasik Elitizm : </strong>Bu yaklaşım bir reçete sunmaktan ziyade bir olguyu tespit iddiasıyla elit yönetiminin toplumsal hayatın kaçınılmaz ve değiştirilemez bir gerçeği olduğunu ileri sürer. Vilfredo Pareto, Gaetano Mosca ve Robert Michels klasik elitizmin belli başlı teorisyenleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mosca toplumu &#8220;yöneten&#8221; ve &#8220;yönetilen&#8221; olarak iki sınıfa ayırırken Pareto, yönetenin iki özelliğini anlatırken Machiavelli&#8217;nin &#8220;tilkiler (kurnazlık) ve aslanlar (zor kullanma)&#8221; benzetmesine atıfta bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Modern Elitizm : </strong>Klasik elitizm gibi empirik temelli olmakla birlikte, elit oluşumunu/yönetimini toplumun kaçınılmaz yapısından ziyade belirli ekonomik ve siyasal yapılara bağlamaktadır. &#8220;Plüralist&#8221;, &#8220;rekabetçi&#8221; veya &#8220;demokratik&#8221; sıfatlarıyla da anılan modern elitizm modern elitlerin insicamlı ve birleşik bir bütün olmaktan ziyade çeşitli hatlar boyunca parçalanmış olduğunu ve parçalar arasındaki rekabetin elitlere dahil olmayan kişi ve grupların da demokratik politikada etkili olmalarına fırsat sağlayabileceğini savunur. [4]</p>
<p style="text-align: justify;">Modern dönem seçkinci görüşte, rekabetçi seçkincilik (demokratik elitizm) diğer seçkinci görüşlere göre daha yaygındır. Buna göre seçmenler gene oy verirler ama bu, sadece hangi elitin kendilerini yöneteceklerini seçmek içindir. Demokratik hakların bir kısmını içinde barındırmasından dolayı rekabetçi seçkincilik, demokrasinin zayıf bir görüntüsü olarak tasvir edilir.</p>
<h1 style="text-align: justify;">KORPORATİZM</h1>
<p style="text-align: justify;" align="center"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>         </strong>Etimolojik kökeni Latince &#8220;beden&#8221; anlamına gelen &#8220;corpus&#8221; sözcüğüne dayanır. Kav­ram iktisadi, siyasi ve toplumsal alanın mesleki gruplar ya da korporasyonlar esasına göre yeniden örgütlenmesi gerektiğini savunan dü­şünce sistemine işaret eder. Korpo­ratizm, kapitalistleşmenin ve ardın­dan gelen sanayileşme dalgasının yarattığı bir dizi toplumsal çatış­maya ve &#8220;bozulma&#8221;ya karşı duyu­lan muhafazakâr tepkidir.</p>
<p style="text-align: justify;">            <strong>Korporatizm</strong>, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Korporatizmin esas iki amacı vardır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-      </strong>Ekonomik hayatı yeniden kurmak,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-      </strong>Sosyal adaletin tesisini sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Faşizm , ekonomiyi korporatizm üzerine kurar ve korporasyonları temel alır. Bu, Musolini &#8216;nin; &#8220;<em>Faşist devlet korporatiftir.&#8221;</em> sözü ile pekiştirilen bir hükümdür. Korporasyonlar, nisbeten &#8220;<strong>lonca</strong>&#8220;lara benzerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Korporatizm, toplumu organizmacı bir gözle görmenin bir sonucu olarak her kesimin tüm faaliyetlerinin amacını dayanışma ve ortak çıkara indirgeyen politik bir yaklaşımdır. Tahmin edileceği gibi burada farklı kesimlerin farklılıkları ancak ortak çıkar ya da devletin faydası ekseninde okunduğu müddetçe yaşayabilir. en tipik örneği mussolini dönemi italya uygulamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8221;de ise hemen hemen tüm siyasal hareket ve partilerin az ya da çok korporatizmden etkilen­diği söylenebilir. Tek Parti iktidarı döneminde toplumsal sınıfların siyasallaşmaması için gösterilen gay­retle esnaf ve tüccarları örgütleme çabaları ve devlet-parti özdeşliğinin kurulduğu ortamda yürütülen <strong>dev­letçilik </strong>siyasasının büyük ölçüde korporatist idealleri yansıttığını ileri sürülmüştür. 1970&#8243;li yıllarda Milli­yetçi Hareket Partisi &#8220;toplumcu milliyetçilik&#8221; adı altında korporatizmi savunmuştur. Alparslan Türkeş de &#8220;altı sosyal dilim&#8221;in (köylü, işçi, esnaf, memur, işveren, serbest çalışanlar) çıkarlarının dengelenme­sini ve uyum içinde temsilini he­defleyen bir toplum modeli ortaya koymuştu.</p>
<p style="text-align: justify;" align="left">Liberal Korporatizm ile Devletçi Korporatizm’in Temel Özellikleri</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Liberal Korporatizm’de,</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Sınırlı sayıda örgüt, gruplar arası ilişkilerin düzenlenmesi süreçlerinden ve mevcut katılımcıların yeni katılımcıları dışlamalarını sağlayan siyasi karakterler tarafından kurulur.</li>
<li>Merkezileşme, ayakta kalan örgütlerin kendiliğinden sisteme katılması veya rekabet yoluyla silinmeleri sonucunda oluşur.</li>
<li>Zorunlu üyelik, üyeler üzerinde toplumsal baskı, üyeler arasında akdedilen bir kaynaktan kesinti, “Check Off” sistemi ile, temel hizmetler sağlayarak “De Facto” bir biçinde sağlanır.</li>
<li>Rekabet yoktur, oligarşik eğilimler ya da örgütler arasında gönüllü anlaşmalar olur.</li>
<li>Hiyerarşik düzen, doğal bürokratikleşme sürecinin veya gücünün pekişmesinden doğar.</li>
<li>İşlevsel açıdan farklılaşma, örgütlerin kendi işlev alanlarında gönüllü anlaşmalarla sağlanır.</li>
<li>Devletçe tanınma, kamu görevlerine tabandan yapılan zorlamalar sonucunda oluşur.</li>
<li>Tekelci temsil hakkı, bağımsız ve tabandan oluşur.</li>
<li>Lider seçimi ve çıkarların ifadesi, yöntemler ve amaçlar üzerinde devlet ile karşılıklı anlaşma yolu ile olur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Devletçi Korporatizm’de, </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Sınırlı sayıda örgüt, gruplar arası ilişkilerin düzenlenmesi süreçlerinden ve mevcut katılımcıların yeni katılımcıları dışlamalarını sağlayan hükümetlerce kurulur.<strong></strong></li>
<li>Merkezileşme, devletin çok sayıda ve benzer nitelikli grupları ortadan kaldırması ile gerçekleşir.<strong></strong></li>
<li>Zorunlu üyelik, baskı ve yasalar yolu ile “De Jure”, hukuken, resmi emir veya takdir yetkisi ile sağlanır.<strong></strong></li>
<li>Rekabet yoktur.Bu, devlet baskısı ile sağlanır.<strong></strong></li>
<li>Hiyerarşik düzen, yasa yolu ile merkezileşme zorunluluğunun ve devlete yönetsel bağımlılığının bir sonucu olarak oluşur.<strong></strong></li>
<li>İşlevsel açıdan faklılaşma, devletin yerleştirdiği meslek ve zanaat ayrımlarının bir ürünüdür.<strong></strong></li>
<li>Devletçe tanınma, örgüt kurmanın koşulu olarak devletçe tavandan tabana doğru olur.<strong></strong></li>
<li>Tekelci temsil hakkı, devlet tarafından tepeden inme olarak tanınır.<strong></strong></li>
<li>Lider seçimi ve çıkarların ifadesinde denetim,meşru şiddetin örgütlenmiş tekelcileri tarafından asimetrik bir biçimde empoze edilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">SONUÇ</h1>
<p style="text-align: justify;">Önemli noktalarıyla araştırdığımız sivil toplum, siyasal kültür, siyasal katılma, devlet toplum ilişlisinin temeli sayılan pluralizm, elitizim ve korporatizm yaklaşımları konusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sivil toplum oluşumlarının devlete ve siyasete yakın durması demokrasiye katkılarını zayıflatmaktadır. Ayrıca devletin resmi ideolojisinin olması ve bunu toplumsal kesimlere dayatması da demokratik sivil toplumun gelişmesini engelleyen önemli bir etkendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de sıkıntılı dönemlerin ardından, akademik araştırmalarda yapılan tahlillerin neticesinde ortaya çıkan sonuçlardan biri de; ülkenin demokratik süreçte yaşadığı problemlerin başında, sivil toplum geleneğinin olmayışı gösterilir. Bu yoksunluk da Türk siyasal kültürünün özellikleri temelinde gerekçelendirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">            Türkiye, Osmanlı’dan miras kalan denetim düşüncesini uç noktalara kadar taşımış ve kendi eliyle sivil toplumu kurmaya çalışmıştır. Oysa sivil toplum, tanımı gereği, devlet eliyle kurulacak bir şey değildir. Devlet ne kadar güçlü olursa olsun, demokratik sivil toplumun temelini oluşturan demokratik değerleri yukarıdan aşağıya enjekte edemez. Zaten bu değerler de devletin güdümündeki sivil toplum içinde gelişemez.</p>
<p style="text-align: justify;">            Sonuç olarak; Sivil Toplum, Siyasi Kültür, Siyasal Katılma, Devlet ve Toplum İlişkisi bağlamında ülkemizde ve uluslararası ülkelerde Plüralizm, Elitizm ve Korporatizm kavramlarını inceleyerek yüzeysel bir çalışma yapma çabasında bulunduk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1>KAYNAKÇA</h1>
<p>ARI, Tayyar, Uluslararası İlişkiler Teorileri; Çatışma, Hegemonya, İşbirliği, ALFA Yayınları, 2002.</p>
<p>ARSLAN, Ali, Eşitsizliğin Teorik Temelleri, 2003</p>
<p>ASLAN, Seyfettin, ‘Türkiye’de Sivil Toplum’, Dicle Üniversitesi Yayınları, 2007</p>
<p>DAVER, Bülent, Siyaset Bilimine Giriş, Siyasal Kitapevi, Ankara, 1993.</p>
<p>ERGİL, Doğu, Yabancılaşma ve Siyasal Katılma, Beyan Yayınları, İstanbul, 1983.</p>
<p>KALAYCIOĞLU, Ersin, ‘Karşılaştırmalı Siyasal Katılma’, İstanbul Üniversitesi SBF Yayınları, İstanbul, 1983.</p>
<p>KEANE, John, Sivil Toplum ve Devlet: Avrupa’da Yeni Yaklaşım, Ayrıntı Yayınları, Aralık 1993</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 6., 2003</p>
<p>ÖZBUDUR, Ergun, Türkiye’de Sosyal Değişme ve Siyasal Katılma, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara, 1975.</p>
<p>ÖZTAN, G. Gürkan, &#8220;Korporatizm&#8221;, Modern Siyasal İdeolojiler, Bilgi Üniv. Yay. İstanbul, 2007</p>
<p>PARLA, Taha, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, İletişim, İstanbul, 2005</p>
<p>http://tr.wikipedia.org/</p>
<div></div>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p>[1] Seyfettin Aslan, ‘Türkiye’de Sivil Toplum’, Dicle Üniversitesi Yayınları, 2007,s.3</p>
</div>
<div>
<p>[2] Bülent Daver,”Siyaset Bilimine Giriş”,Siyasal Kitapevi,1993,s.55.</p>
</div>
<div>
<p>[3] Bülent Daver, <strong>Siyaset Bilimine Giriş</strong>, Ankara:1993, s.213-214</p>
</div>
<div>
<p>[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Elitizm</p>
<p>Yazıyı word dosyası halinde indirmek için <strong><a title="SİVİL TOPLUM, SİYASİ KÜLTÜR, SİYASAL KATILMA, DEVLET TOPLUM İLİŞKİSİ PLÜRALİZM, ELİTİZM, KORPORATİZM" href="http://mesutkarakoc.com/belgeler/proje_word.doc" target="_blank">BURAYA</a></strong> tıklayın.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/deriner-baraji.html" rel="bookmark" class="crp_title">Deriner Barajı</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/eurovision-sacmaligi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Eurovision Saçmalığı</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/radyo-antoloji.html" rel="bookmark" class="crp_title">Radyo Antoloji</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/idefix-com-odullu-bilgi-yarismasi.html" rel="bookmark" class="crp_title">idefix.com, ödüllü bilgi yarışması</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/yenilik.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yenilik !</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/sivil-toplum-siyasi-kultur-siyasal-katilma-devlet-toplum-iliskisi-pluralizm-elitizm-korporatizm.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elif Şafak, İskender &#8211; Kitap Çekilişi</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/elif-safak-iskender-kitap-cekilisi.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/elif-safak-iskender-kitap-cekilisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 13:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[bedava kitap]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak]]></category>
		<category><![CDATA[elif safak - iskender]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak iskender bedava]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak kitap çekilişi]]></category>
		<category><![CDATA[en çok satan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[iskender]]></category>
		<category><![CDATA[iskender kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[kitap çekilişi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/?p=623</guid>
		<description><![CDATA[Düşündüm taşındım ramazan bayramına özel olarak blogumun okuyucularına kıyak geçeyim dedim. Gerçi hediyeniz bayramdan 1 hafta sonra elinizde olacak ama çekiliş süresi bayramda olduğu için bayram hediyesi olarak kabul edin.  :)
Evet, son zamanlarda en çok satanların zirvesinde olan Elif Şafak&#8217;ın İskender isimli kitabını kitapindirim.com sponsorluğunda sizlere bir çekiliş sonucunda hediye edicem. Kitap hakkında detaylı bilgiyi buraya tıklayarak elde edebilirsiniz.
Çekilişe herkes katılabilir. Herhangi bir yaş sınırlaması yoktur. Çekilişe katılmak isteyenlerin bu konu altında yorum yazmaları yeterli olacaktır.
Çekişe son katılım tarihi 10 Eylül saat 23.30 olarak belirlenmiştir. Çekiliş süresi bitiminden en geç ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_624" class="wp-caption alignleft" style="width: 140px"><img class="size-full wp-image-624" title="elif-safak-roman-iskender" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2011/08/elif-safak-roman-iskender.jpg" alt="elif safak roman iskender Elif Şafak, İskender   Kitap Çekilişi" width="130" height="190" /><p class="wp-caption-text"><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/tag/elif-safak" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with elif şafak">Elif Şafak</a> - İskender</p></div>
<p>Düşündüm taşındım ramazan bayramına özel olarak blogumun okuyucularına kıyak geçeyim dedim. Gerçi hediyeniz bayramdan 1 hafta sonra elinizde olacak ama çekiliş süresi bayramda olduğu için bayram hediyesi olarak kabul edin.  :)</p>
<p>Evet, son zamanlarda en çok satanların zirvesinde olan Elif Şafak&#8217;ın İskender isimli kitabını kitapindirim.com sponsorluğunda sizlere bir çekiliş sonucunda hediye edicem. <a title="kitap" href="http://kitapindirim.com" target="_blank">Kitap</a> hakkında detaylı bilgiyi <a title="elif şafak - iskender" href="http://www.kitapindirim.com/edebiyat/roman/iskender.htm" target="_blank">buraya</a> tıklayarak elde edebilirsiniz.</p>
<p>Çekilişe herkes katılabilir. Herhangi bir yaş sınırlaması yoktur. Çekilişe katılmak isteyenlerin bu konu altında yorum yazmaları yeterli olacaktır.</p>
<p>Çekişe son katılım tarihi 10 Eylül saat 23.30 olarak belirlenmiştir. Çekiliş süresi bitiminden en geç 2 gün sonra sonuçlar buradan ilan edilecektir.</p>
<p><strong>Dikkat :</strong> Çekilişe 1 kişi en fazla 1 yorum ile katılacak ve aynı ip adresi üzerinden yapılan başvuruların tümü silinecektir. Yurt dışından yapılan başvurular geçersiz sayılacaktır.</p>
<p>Hadi herkese rasgele diyelim ve süreyi başlatalım.  :)</p>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/iskender-elif-safak.html" rel="bookmark" class="crp_title">iskender &#8211; elif şafak</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/kitap-cekilisi-sonucu-elif-safak-iskender.html" rel="bookmark" class="crp_title">Kitap Çekilişi Sonucu (Elif Şafak &#8211; İskender)</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/ask-elif-safak.html" rel="bookmark" class="crp_title">Aşk &#8211; Elif Şafak</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/kafka%e2%80%99nin-dunyasina-bir-pencere.html" rel="bookmark" class="crp_title">Kafka’nın Dünyasına Bir Pencere</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/od-iskender-pala.html" rel="bookmark" class="crp_title">Od &#8211; İskender Pala</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/elif-safak-iskender-kitap-cekilisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>98</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinlenesi Hoş Tınılar</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/dinlenesi-hos-tinilar.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/dinlenesi-hos-tinilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 15:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[çıldırtan müzikler]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenesi hos tinilar]]></category>
		<category><![CDATA[hos tinilar]]></category>
		<category><![CDATA[jazz]]></category>
		<category><![CDATA[mp3]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmel müzikler]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[tini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Bazen dinlemek istediğim güzel müziklere, her yerden ulaşamadığımın farkına vardım. Bunun için geçen ay facebook&#8217;da bir sayfa açtım ve beğendiğim güzel müzikleri sırf arşiv olsun diye oraya yüklemeye başladım.:) Eğer görmek isterseniz;
http://www.facebook.com/DinlenesiHosTinilar
İlginizi Çekebilecek Yazılar:Seni Düşünmek, Nazım HikmetKayak KeyfiFacebook Hesabını Kalıcı Olarak SilmekAdolf Frederick &#8211; Ölümüm savaş arenasında değil yemek masasında olsunYenilik !]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="dinlenesi hos tinilar" src="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/162036_155941014456025_3588381_n.jpg" alt="162036 155941014456025 3588381 n Dinlenesi Hoş Tınılar" width="120" height="300" />Bazen dinlemek istediğim güzel müziklere, her yerden ulaşamadığımın farkına vardım. Bunun için geçen ay facebook&#8217;da bir sayfa açtım ve beğendiğim güzel müzikleri sırf arşiv olsun diye oraya yüklemeye başladım.:) Eğer görmek isterseniz;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/DinlenesiHosTinilar">http://www.facebook.com/DinlenesiHosTinilar</a></p>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/seni-dusunmek-nazim-hikmet.html" rel="bookmark" class="crp_title">Seni Düşünmek, Nazım Hikmet</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/kayak-keyfi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Kayak Keyfi</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/facebook-hesabini-kalici-olarak-silmek.html" rel="bookmark" class="crp_title">Facebook Hesabını Kalıcı Olarak Silmek</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/adolf-frederick-olumum-savas-arenasinda-degil-yemek-masasinda-olsun.html" rel="bookmark" class="crp_title">Adolf Frederick &#8211; Ölümüm savaş arenasında değil yemek masasında olsun</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/yenilik.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yenilik !</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/dinlenesi-hos-tinilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yeni bir anayasa hazırlığı ve türkiye &#8211; kitap eleştirisi</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/yeni-bir-anayasa-hazirligi-ve-turkiye-kitap-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/yeni-bir-anayasa-hazirligi-ve-turkiye-kitap-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 23:24:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[1924 anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[1961 anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[1982 anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa taslakları]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa yargısı]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi üniversitesi kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mesut Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[mesutkarakoc]]></category>
		<category><![CDATA[prof.dr.serap yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[serap yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sivil anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[tğrk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[yeni anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir anayasa hazırlığı ve türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[“Yeni Bir Anayasa Hazırlığı ve Türkiye” Seçkincilikten Toplum Sözleşmesine, isimli kitap halen İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serap YAZICI tarafından kaleme alınmış ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından dağıtılmaktadır.
Kitap genel olarak, tarihimizde yapılan anayasalar, özelliklede 1982 anayasasına eleştiriler ve hoşnutsuzluklar üzerinde durmaktadır. Ve bunları eğer yapılacaksa yeni bir sivil anayasa altında nasıl yapılması gerektiğini önemli hukukçular referans edilerek yalın bir dil ile açıklamaktadır.
Bugüne kadar yapılan anayasalarımızın askeri darbe veya bazı özel durumlarda yapıldığından bunlara yapılan haklı eleştiriler üzerinde durarak çeşitli anayasa taslakları öneri ile nasıl olması gerektiğini ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-214" title="yeni_bir_anayasa_hazırlığı_ve_türkiye" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/yeni_bir_anayasa_hazırlığı_ve_türkiye-207x300.jpg" alt="yeni bir anayasa hazırlığı ve türkiye 207x300 yeni bir anayasa hazırlığı ve türkiye   kitap eleştirisi" width="174" height="252" />“Yeni Bir Anayasa Hazırlığı ve Türkiye” Seçkincilikten Toplum Sözleşmesine, isimli kitap halen İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serap YAZICI tarafından kaleme alınmış ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından dağıtılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap genel olarak, tarihimizde yapılan anayasalar, özelliklede 1982 anayasasına eleştiriler ve hoşnutsuzluklar üzerinde durmaktadır. Ve bunları eğer yapılacaksa yeni bir sivil anayasa altında nasıl yapılması gerektiğini önemli hukukçular referans edilerek yalın bir dil ile açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugüne kadar yapılan anayasalarımızın askeri darbe veya bazı özel durumlarda yapıldığından bunlara yapılan haklı eleştiriler üzerinde durarak çeşitli anayasa taslakları öneri ile nasıl olması gerektiğini ve genelde Avrupa ülkelerinde nasıl olduğu üzerinde durulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Serap Yazıcı, kitabında; insan haklar, eşitlik, özgürlük, devletin temel görevleri, yasaların kötüye kullanılması, hukuk devleti, anayasal denetim, uluslar arası antlaşmalar, anayasanın asıl hedefleri ve hukuk devletini daha etkili kılacak mekanizmalar üzerinde durmuştur.<span id="more-208"></span> Bu konulara eğilirken özellikle ülkemizin önde gelen sosyal bilimcilerinden Erdoğan Teziç, Bülent Tanör, Kemal Gözler, Yalçın Doğan gibi bilim adamlarının yanında kendi düşüncelerini de bizimle paylaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap temel olarak olumlu ve insan haklarına saygılı düşünceler içerirken eleştirilecek bir kaç noktası da vardır. Bence yazar kendi görüşleri doğrultusunda kitabını yazarken diğer (karşıt) görüşlere yer vermeyerek, objektifliği yakalayamamıştır. Oysaki bir düşüncenin doğruluğu ancak o fikrin karşı fikriyle değerlendirilmesi ile ortaya çıkabilir. Örneğin anayasa mahkemesinin üyelerinin seçim sistemini överken, yargının siyasallaştığı konusuna getirilen eleştirilere hiç değinmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca kitabın giriş bölümünde Cumhuriyet anayasalarının (1924, 1961, 1982) yapım süreçleri ve içerikleri hakkında kısa bilgiler verilmesi de okuyuculara ayrı bir tat kalmıştır. Kitapta yer yer okuyucuya soru sorarak konunun işlenmesi ise ayrı bir güzellik ve akıcılık sağlamıştır. Mesela; “Yeni bir Anayasa Yapma Yetkisi Hangi Organ Tarafından Kullanılmalıdır?” sorusunu sorarak okuyucunun da bu noktada düşünmesini sağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın sivil ve demokratik anayasa başlığında yeni anayasanın “Türk Milliyetçiliği” ya da “Atatürk Milliyetçiliği” gibi ideolojik kavramlar içermemesini gerektiğini savunmuştur. Oysaki özellikle “Atatürk Milliyetçiliği” aşırı yanları olmayan, ölçülü milliyetçiliğe vurgu yapar. Dolayısıyla bu tabir bizim geleneğimize uygun bir kavram olduğundan anayasada geçmesinde bir sakınca yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle yazarında üzerinde durduğu 1982 Anayasası hakkında bazı haklı eleştirilerden bahsetmek gerekir. Örneğin; 1982 Anayasası’nın en önemli eksikliği daha anayasanın başlangıç bölümünde ortaya çıkmaktadır. Zira anayasanın temel konusu Temek Hak ve Hürriyetleri kullanarak devletin otoritesini yükseltmektir. Fakat olması gereken, hepimizin bildiği gibi devlet otoritesini ve anayasal gücünü kullanarak ve aynı zamanda uluslar arası içtihatlar yardımı ile Temek Hak ve Hürriyetleri yüceltmek ve koruma altına almak olmalıdır. Kitapta da gördüğümüz üzere anayasa taslaklarının hepsi bu konuyu ele alıp, muhakkak değiştirilmesi konusunda ısrar etmişlerdir. Fakat bunun kısmi değişiklikler ile gerçekleştirilebileceği ne denli mümkün olduğu tartışılır.</p>
<p style="text-align: justify;">1982 Anayasası’nın eleştirilmesinin temel nedenlerinden biriside asıl amacının özgürlükleri sınırlamak olmasıdır. Gerçekten de bu anayasa akla hayale gelmeyecek sınırlamalar getirmiştir. Yazarımız Serap Yazıcı ve ülkemizin önde gelen Anayasa Hukukçularından olan Kemal Gözler’in de savunduğu gibi bu kısıtlamaların kısmı değişiklikler yapılarak düzeltilemeyeceği ancak ve ancak kökten bir değişiklik ile sivil ve insan haklarını koruma ve kollama garantisini veren yeni bir anayasa ile yapılabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de demokratik yollarla bir anayasa fırsatı ele geçirildiği takdirde bu süreçte üzerinde durulması gerekli en önemli husus, 1982 Anayasası’nın devlet odaklı, yasakçı ve vesayetçi zihniyetinden; birey odaklı, özgürlükçü ve demokratik temsil esasına dayanan bir anayasa düzenine geçişi sağlamak olmalıdır. Bu yapılacak anayasanın başlangıç bölümü, mümkün olduğu kadar kısa ve yalın olarak insan haklarının, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünü işaret eden toplumu oluşturan farklı gruplar arasında, her türlü ayrımcılığı engelleyen, bu grupların karşılıklı hoşgörü çerçevesinde bütünleşmesini sağlayan ifadeler yer vermesi gerekmektedir. Başlangıçtan sonra gelen bölümde ise insan haklarını tek tek sayan ve bu hak ve özgürlüklerin hukuk devleti mekanizmaları ile korunduğu bir liste oluşturulmalıdır. Kitabımızın yazarı bu konuda bizden farklı düşünmemekle beraber yine çeşitli anayasa hukukçularını referans göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar, “Hukuk Devleti’ni daha etkin kılacak yeni mekanizmalar” isimli dördüncü bölümde çeşitli Çağdaş Avrupa Devletleri’nden örnek anayasa taslak önerileri sunmuştur. Fakat ülkemizin siyasal alt yapısı ve kültürü bu çağdaş ve geniş anayasa önerilerini ne denli uygulayabileceği tartışılabilir. Yine bu bölümde en çok üzerinde durduğu nokta “Anayasa Şikayeti” ve “Ombudsmanlık” kavramlarıdır. Yazar anayasa şikayeti konusunu oldukça önemli görmüş ve üzerinde durmuştur. Fakat anayasa önerilende bu konuya yer verilmemesi oldukça önemli bir eksikliktir. Ombudsmanlık konusuna da yine anayasa taslaklarının pek önem vermemesi eleştirilecek önemli noktalardandır. Oysaki Ombudsmanlık demokratik her ülkede bulunması gereken bir kurumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın beşinci bölümü olan “Anayasa Yargısı” nda ise konu enine boyuna incelenmiştir. Anaysa yargısının en önemli rolü anayasa ve devleti koruma altına almak olmasına rağmen Türkiye’de yapılan uygulamalara baktığımızda bu konuları bizzat kendisinin ihlal ettiği bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun en tipik örneği uluslar arası antlaşmalara ters düşmesine rağmen parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesi’nin tutumu olmuştur. Ne yazık ki 1982 Anayasası’ndan bu yana 18 parti kapatılarak demokrasi baltalanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak Cumhuriyet Tarihi’nden beri süregelen ve 1982 Anayasası ile hat safhaya ulaşmış olan devlet otoritesinin aşırı bir şekilde meşrulaştırılması yanlışının anayasamızda gerçekleştirilecek kısmi değişiklikler ile giderilemeyip, sıfırdan yeni bir sivil anayasa yapılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Word Formatı : </strong><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/belgeler/yeni_bir_anayasa_hazirligi_ve_turkiye.doc" target="_blank">Yeni Bir Anayasa Hazırlığı ve Türkiye Kitap Eleştirisi</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mesut KARAKOÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>08.06.2010 &#8211; 02:31</strong></p>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/idefix-com-odullu-bilgi-yarismasi.html" rel="bookmark" class="crp_title">idefix.com, ödüllü bilgi yarışması</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/mutluluk-zulfu-livaneli.html" rel="bookmark" class="crp_title">Mutluluk &#8211; Zülfü Livaneli</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/eurovision-sacmaligi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Eurovision Saçmalığı</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/albert-camus-yabanci.html" rel="bookmark" class="crp_title">Albert Camus, Yabancı</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/tarihimizle-yuzlesmek-emre-kongar.html" rel="bookmark" class="crp_title">Tarihimizle Yüzleşmek &#8211; Emre Kongar</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/yeni-bir-anayasa-hazirligi-ve-turkiye-kitap-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mesutkarakoc.com tekrardan online !</title>
		<link>http://www.mesutkarakoc.com/blog/mesutkarakoc-com-tekrardan-online.html</link>
		<comments>http://www.mesutkarakoc.com/blog/mesutkarakoc-com-tekrardan-online.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 19:35:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesut</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet – Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Projelerim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Web Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[bloglamak]]></category>
		<category><![CDATA[blogun ilk mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[Mesut Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[mesutizm]]></category>
		<category><![CDATA[mesutkarakoc]]></category>
		<category><![CDATA[mstkrkc]]></category>
		<category><![CDATA[tekrardan merhaba]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden blog yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesutkarakoc.com/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Gördüğünüz gibi mesutkarakoc.com’u tekrardan aktif hale getirdim. Uzun zamandır çeşitli nedenlerden dolayı web tasarım ile ilgilenemiyordum. Hatta blog yazacak vaktim bile yoktu. :) Eski hostingimin süresinin bittiğinin farkında bile değildim açıkcası. Fakat son 1 haftadır boş kaldım ve kendi kendime hadi mesut bi blog tasarla dedim :) hosting süremi 2013 e kadar uzattım :) ve güzel bir wordpress teması seçerek işe koyuldum.
Eski sistemin yedekleri olduğu halde kullanmıyorum çünkü artık hoşuma gitmiyor. database’inide çekmedim. Çünkü bi baktığımda gerçekden çok boş konular olduğunu  fark ettim :)
Peki bu yeni bloğumda ne hakında yazacağım?
Kısaca cevap vereyim aklıma ne ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13" title="online" src="http://www.mesutkarakoc.com/blog/wp-content/uploads/2010/02/online-300x247.jpg" alt="online 300x247 mesutkarakoc.com tekrardan online !" width="140" height="116" />Gördüğünüz gibi <a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/tag/mesutkarakoc" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with mesutkarakoc">mesutkarakoc</a>.com’u tekrardan aktif hale getirdim. Uzun zamandır çeşitli nedenlerden dolayı web tasarım ile ilgilenemiyordum. Hatta blog yazacak vaktim bile yoktu. :) Eski hostingimin süresinin bittiğinin farkında bile değildim açıkcası. Fakat son 1 haftadır boş kaldım ve kendi kendime hadi mesut bi blog tasarla dedim :) hosting süremi 2013 e kadar uzattım :) ve güzel bir wordpress teması seçerek işe koyuldum.</p>
<p>Eski sistemin yedekleri olduğu halde kullanmıyorum çünkü <span id="more-9"></span>artık hoşuma gitmiyor. database’inide çekmedim. Çünkü bi baktığımda gerçekden çok boş konular olduğunu  fark ettim :)</p>
<p><strong>Peki bu yeni bloğumda ne hakında yazacağım?</strong></p>
<p>Kısaca cevap vereyim aklıma ne gelirse onunla ilgili yazacağım. Çeşitli yerlerde gördüğüm güzel yazılarıda sizinle burada paylaşacağım. Yani bazende (Ç)alıntı yapacağım :) Hatta bundan sonraki 3-4 yazıyı abartarak copy/paste bile yapabilirim. Çünkü yeni sistemi denemem için 3-5 tane yazıya ihtiyacım olacak. :D</p>
<p>Şimdilik sağlıcakla kalın blogun seo ayarlarını yapmam gerekiyor ki google amcamız bizi tekrar eski seviyemize getirsin :)</p>
<p>İyi bloglamalar&#8230;</p>
<div id="crp_related"><h3>İlginizi Çekebilecek Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/yenilik.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yenilik !</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/facebook-chati-eski-haline-nasil-getiririz.html" rel="bookmark" class="crp_title">Facebook Chat&#8217;i Eski Haline Nasıl Getiririz?</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/av-partisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Av Partisi :)</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/bu-ayin-videosu-model-pembe-mezarlik.html" rel="bookmark" class="crp_title">Bu Ayın Videosu &#8211; Model, Pembe Mezarlık</a></li><li><a href="http://www.mesutkarakoc.com/blog/seni-dusunmek-nazim-hikmet.html" rel="bookmark" class="crp_title">Seni Düşünmek, Nazım Hikmet</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesutkarakoc.com/blog/mesutkarakoc-com-tekrardan-online.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

