
Kitap genel olarak ‘resmi tarih’ ve ‘gayri resmi tarih’ in bize anlatılan tarihi olayların aslından çok farklı olduğunu, pek çok şeyin es geçildiğini yahut bilerek atlandığını anlatmaktadır.
Emre Kongar, bizim bilmediğimiz ama bildiğimizi sandığımız tarihi olayları kitabında işlediğini belirtmektedir. Fakat benim görüşüme göre; entelektüel okumalar yapan bir bireyin bu kitapta yer alan olayların çoğunu bileceği kaçınılmazdır.
Kitabın dili oldukça akıcı olmakla beraber Tarihi sıkıcı bulanların dahi beğenerek okuyabileceğini düşündüğüm kitabın başında Emre Kongar, kitabı yazma sebebini şöyle açıklıyor:
“Bu kitabı, gerek “resmi tarih”in eksik bıraktıklarını tamamlamak ve hatalarını düzeltmek, gerekse ona karşı çıktığını öne süren ama daha da büyük yanlışlar-saptamalar yapan “gayri resmi tarih” tezleri karşısında gerçekleri anımsatmak için yazdım.”
Şimdi kitapta yer alan bazı konular üzerinde hazırladığım sunumdan faydalanarak yüzeysel olarak durmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
İskender Pala, Od’da Yunus Emrenin hayatını konu ediniyor. 13. yy. Anadolu’sunda insanlık dersi veren Yunus Emre’nin yanında, Mevlânâ’dan Barak Baba’ya, Hacı Bektaş’tan Turakçın Baba’ya Temür Alp Ata’dan Tapduk Emre’ye Anadolu’yu sabır, aşk ve inanç mayasıyla kuranların hikâyesi dile geliyor.
Roman Yunus Emre’nin şiirlerinde de geçen Molla Kasım ile birlikte başlıyor. Romanda Molla Kasım Yunus’un hayatını kaleme alıyor.
Yunus Emre’nin Sitare, diğer ismiyle Elif’e duyduğu aşk da önemli bir yer tutuyor romanda. Yunus, Sitare’sini erken yaşta yitirir. Ebedi aşk, ilahi aşkın eşiği Sitare’nin gözleri, elleri ve sesindedir. Oradan şiire gidecektir Yunus Emre. Dağlar ile taşlar ile çağırmanın sırrına erecektir. Yunus, romanda çok sevdiği oğlunu da kaybeder. Yunus bu zorluklarla boğuşurken bir yandan da Anadolu Haçlı istilacıları, Moğol askerleri, hırsızlar, uğursuzlar, Alamut fedaileri tarafından deşilmektedir.
Kitabın adını duyunca iki cins arasında yaşanmış duygusal bir aşk olduğunu düşünmüştüm. Ama biraz inceledikten sonra bu aşkın Mevlana ve Tebrizli Şems arasında yaşanmış tasavvufi bir aşk olduğunu gördüm. Tabi içinde bildiğimiz aşkda yok değil…
Ya ortasındasındır AŞK’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.. Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte “sorunsuz” bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur;

İskender, kendine özgü bir yazım şekli olan Elif Şafak’ın romanlarından birisidir. Kullandığı dil, mükemmel tasvirleri ve roman yazım biçimi ile İskender’de Elif Şafak izlerini görmek gerçekten çok kolay. Tam bir Elif Şafak romanı…
Aslında kitap, Türkiye’nin doğusunda yaşayan bir ailenin, daha doğrusu bu ailenin ikiz çocukları olan Pembe Kader ve Cemile Yeter’in yaşamlarından yola çıkarak Pembe’nin kocası ve çocukları ile birlikte İngiltere’ye sürüklenmesi ile başlayan olayları anlatmaktadır. Pembenin 3 çocuğu vardır. Yunus, Esma ve İskender… Bu çocukların kişilik özelliklerini, çevre ile iletişimlerini, psikolojik durumlarını vs. Elif Şafak kendine özgü tasvirlerle mükemmel bir şekilde yansıtılıyor. Bu arada Pembe ve kocası Adem’in arasındaki ilişkide bitmiştir. Hatta Adem evine bile uğramamaya başlamış ve Roksana isimli bir kadınla takılmaktadır. Pembe ise tanıştığı bir adamla seviyeli bir arkadaşlık yaşamaktadır.
Mutluluk geçmişten günümüze Türkiye’nin kanayan yaralarından birisi olan töre cinayetlerini konu edinmiş bir roman. Sade anlatımı ve mükemmel tasvirleri ile Zülfü Livaneli imzasını taşıyor.
Roman; Van gölü kıyısında tecavüze uğramış 17 yaşındaki Meryem, askerliğini Gabar dağında PKK’lı teröristleri kovalayarak bitiren komando Cemal ve İstanbul’un tanınmış profesörlerinden İrfan Kurudal’ın bir şekilde kesişen yaşamlarını anlatıyor.
Meryem, tecavüze uğramıştır ve sonra ailesi tarafından evlerinin ambarına hapsedilmiştir. Kapatıldığı ambarda çeşitli düşünceler içinde olan Meryem’in psikolojik durumu gerçekten çok güzel yansıtılmış.